sirince-kaya-mezarlari
Yazar ve dilbilimci Sevan Nişanyan’ın İzmir’in Şirince köyünde yaptırdığı tarihi kaya mezarı 19 Şubat Pazar günü törenle açılıyor. Şirince Köyü yakınındaki Kayserkaya mevkiinde yekpare kayadan oyulan mezar, altı metre yükseklikte ve dörtbuçuk metre eninde İyon tarzı bir tapınak cephesinden oluşuyor.
Konuya ilişkin konuşan Nişanyan, “Kaya mezarı geleneği eski Anadolu kültürlerinde yaygındır. Bu geleneğin ikibin küsur yıldan beri ilk örneğini gerçekleştirdiğim için mutluyum. En ince ayrıntısına kadar eski örneklere sadık kalmaya çalıştık,” dedi.
Kaya mezarının Muğla’nın Dalyan kasabasındaki mezarların taklidi olduğuna ilişkin eleştirileri cevaplayan Nişanyan, yaptığı mezarın Dalyan’dakilerle benzerliği olmadığını savundu. Fethiye’nin Yaka köyünde bulunan Bellerofon Mezarını örnek aldığını belirten Nişanyan, yüzden fazla antik kaya mezarını incelediğini, ancak hiçbirini bire bir kopya etmediğini vurguladı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın kaya mezarına ilişkin olarak söylediği “Her önüne gelen taklit eser yapamaz, inceleme sonucu gereği yapılacak,” şeklindeki ifadesini değerlendiren Nişanyan, “Sayın bakan tam bir Devlet adamı gibi konuşmuş,” dedi.
Öldükten sonra bu mezara gömülmeyi şimdilik düşünmediğini söyleyen Nişanyan, bu konudaki soruları “öldükten sonra düşünürüz,” diye cevaplandırdı.
Kaya mezarının açılış töreni 19 Şubat Pazar günü saat 14.00’te Şirince köyünde yapılacak. Törende helva ve sınırsız miktarda şarap dağıtılacak.

 

Yazı ve kitaplarıyla yeryüzünün kayıtlarını tutan Ece Temelkuran bu kez kayıtları sizin tutmanızı istiyor.
Temelkuran, herkesin “tuhaf zamanlar” dediği bu zamanları anlamak ve anlatmak için yazdı.

Temelkuran, bu ülkede olan bitenleri, unuttuklarımızı, unutturulanları, uzakta kaldıklarımıza, bazen de yanı başımızda olanlara kayıtsızlığımızı tarihin sayfalarına not düşüyor.

Ece Temelkuran’ın yazılarından oluşan yeni kitabı “Kayda Geçsin” Everest Yayınları’ndan çıktı.

Ece Temelkuran bu kitapta son iki yıllık tarihe titizlikle bakıyor. Artık yazamaz hale getirilmenin, kaçınılmaz bir keskinleşmenin tarihine.

“Kayda Geçsin” çünkü; bu zamanlar, o zamanlar…

Umut pek güven duyduğum bir sözcük değil, ben inadı tercih ederim. Umudum yok olsa bile inadım var. İnsanın, yine de, her şeye rağmen iyi olabileceğine, bu ülkenin içinde, dövüldükçe içinin çok derinine kaçmış bir iyilik tohumu olduğuna dair bir inatçı imanım var.Benim de, benim gibilerin de bu ülkeye dahil olduğunu söylemek, sonra yeniden söylemek için sağlam tutmaya çalıştığım bir inadım var. Biz varız. Yani biz de varız…”

Kitabı online satın almak için: Ece Temelkuran: “Kayda Geçsin”

 

Ciner Medya Grubu Başkanı Kenan Tekdağ Mediacat Dergisi’ne verdiği röportajda Ece Temelkuran ve Yiğit Bulut’un HaberTürk grubundan neden gönderildiğini açıkladı:

Ece sevdiğimiz saydığımız güçlü bir yazar. Kendisiyle iki yıllık sözleşmemiz vardı. Sözleşmesi sona erdi. … Ece’nin son dönemde Tunus’a yerleşmesi, sosyal medyaya odaklanması, sosyal medyayı kullanma tarzı ve orada oluşturduğu profil yeni bir durum oluşturdu. Bu yeni durumun ileride çeşitli açılardan problem yaratma potansiyeli içerdiğini değerlendiren gazete yönetimi, kendi özgür iradesiyle sözleşmeyi yenilememe kararı aldı.”

Kenan Tekdağ bu açıklaması ile gerek telefon trafiği gerekse otosansür ile hükümet kontrolu altında tutulan geleneksel basında fikirlerini sosyal medyada açıkça ifade eden yazarlara yer olmadığını da açıkça ifade etmiş oldu.

Ece’ye teşekkür ediyor, inançları ve tercihleri doğrultusunda yazacağı yeni mecralarda başarılar diliyoruz.”

Yani eğer inançlarınız ve tercihleriniz yandaş medyaya uygun değilse işsizsiniz.

Yiğit Bulut’un gönderilmesi hakkında da medya grubunun gazeteci kökenli bir yönetici tarafından idare edilmesini istemediklerini belirten Tekdağ, ticari kökenli yönetici istediklerini söyledi:

Medya işini kurumsal ve editoryal olarak ayırdığımızda kurumsal bölümünü ticari olarak bir kazanç merkezi, para kazanma ilkesi üzerinden yönetiyoruz. Medyayı sadece gazetecilerin iş yaptığı, entelektüel faaliyet olarak görseydik tabii ki finanse edilebilirdi. Burayı aynı zamanda bir endüstriyel yatırım olarak görüyoruz. Bir bütün olarak baktığınızda iş hayatının gerekleri, işletmenin rasyonalitesi neyse, o plan çerçevesinde ilerliyoruz. Bu açıdan, her işletmede söz konusu olabilecek sübvansiyonlar, destekler, patronajın yarattığı imkanlar iş odaklı. Burayı rasyonalite kriterlerini göz önünde bulundurarak yönetiyoruz.”