Konu gayrimenkul olduğunda nerden başlayacağınızı bilemiyorsanız, artık tüm sorunlarınızı yanıtlayacak bir kaynağınız var.
Konut projelerinden yatırım fırsatlarına, kentsel dönüşüm planlarından konut kredilerine kadar emlak sektörüyle ilgili bilmek istediğiniz herşey her Pazar yeni Hürriyet Emlak Gazetesi Yeni Bir Yaşamda…
Ailece gittiğiniz yaz tatilinde yaptıklarınızı yeni Sony Projektörlü Handycam ile kaydettiyseniz istediğiniz her yerde ışıkları biraz kısarak sevdiklerinize izletebilirsiniz. Diyelim ki tatilden sonra annenizin evine gittiniz. Malum emektar televizyonların usb girişi ya da SD kart girişi olmayacaktır. Peki ne mi yapıyoruz? Işıkları kısıp, yeni Sony Handycam’inizin projektörünü açıyorsunuz ve tüm anılarınızı duvara yansıtıyorsunuz. İşte hepsi bu!
Sony’nin, Handycam’in tanıtımı için hazırladığı bu kısa videoda görüntü kalitesi ve kameranın diğer özellikleri sanki kendi evimizde gerçekleşiyor gibi canlandırılmış. Şimdi hayal gücünüzü zorlayın ve projektörünüzü nereye yansıtacağınızı düşünün. Çünkü artık her yüzey bir sinema perdesi…
Özgür Gündem Gazetesi’ne bir ay kapatma cezası verildi. Gazetenin basımının yapıldığı Gün Matbaası’nı baskın yapan polisler, yarınki sayılarına el koydu.
Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) haberine göre, 14. Ağır Ceza Mahkemesi, gazetenin bugünkü sayısının 1, 8, 9, 10 ve 11. sayfalarında yer alan haber, yorum ve fotoğrafların “Örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla, gazeteye bir ay kapatma cezası verirken, gazetenin bugün ve yarın çıkacak tüm sayılarına el konulmasına karar verdi.
30 Mayıs 1992′de yayın hayatına başlayan gazetenin 30′u muhabir olmak üzere 76 çalışanı öldürüldü; gazete 14 Nisan 1994′te kapatıldı.
Özgür Gündem Gazetesi, 17 yıl aradan sonra 4 Nisan 2011′de yeniden yayın hayatına başladı.
bianet’in Medya Gözlem Raporu‘na göre, bugün itibarıyla tutuklu 104 gazetecinin 12′si Özgür Gündem çalışanı veya eski çalışanı. (NV)
Ece Temelkuran’ın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Cumhuriyet Gazetesi için kaleme aldığı yazı (tam metni aşağıda) Işık Yenersu’nun sesinden.
Bakıyorsun, bakıyorsun, bakıyorsun… Sonra bırakıp elinden gazeteyi, düşürüp televizyonun kumandasını, şöyle diyorsun:
“Bundan daha fazlası olmalı!”
Pencerenden bakıyorsun hayata, memlekete, insanlarına. Kan gövdeyi götürmüyor, evet. Ama küf gibi, nem gibi bir şey var içten içe her şeyi çürüten. İnsanın içini sıkan bir sessizlik. “İnsanlar nerede?” diyorsun, “Bir ben miyim dayanamayan?” Hiç komik olmayan, dev bir şakanın içinde sıkışıp kalmış gibisin. “Bir şey olacak herhalde” diyorsun, “Eninde sonunda bir yerinden açılacak bu tuhaf hava… Herhalde.” Düşünüyorsun:
“Bu böyle gitmeyecektir herhalde” diyorsun, “Gidememeli.”
Bakıyorsun, bakıyorsun, bakıyorsun… Basbayağı da gidiyor işte. Pınar Selek’e müebbet istemiş savcı. Pozantı Cezaevi’nde tecavüze uğramış çocuklar, başka bir cezaevine gönderiyorlarmış evleri yerine. Profesör Büşra Ersanlı doktora bile gidemediğini söylüyormuş cezaevinden. Ragıp Zarakolu’na güç bela vermişler bir daktilo. Ahmet ile Nedim, yıllarca çıkmayabilir diye yazıyormuş yabancı gazeteler. Bir 12 Eylül yargılamasından bahsediyorlar, zalimin umurunda olmayan bir vızıltı. Öğrencilerin ümüğüne çökülmüş, gazetecilerin yerine palyaçolar koymuşlar ekranlara, palyaçolar ahlak dersleri veriyorlarmış, demokrasi dersi de var isteyene. Herkes teröristmiş meğer, sendikacısı, avukatı, öğretmeni, çocuğu, yaşlısı… Müjdeler veriyormuş muktedir, yeni cezaevleri yapıyorlarmış mis gibi betondan. Bütün dereleri satacaklarmış, bütün dağların karnını deşeceklermiş, trenleri devirenler nükleer santral kuracakmış, ekmekleri artık lütuf edeceklermiş yoksullara, yanlışlıkla öldürdükleri çocukları katır sırtlarında taşıyacaklarmış, ağlayanın da canına okuyacaklarmış…
Bakıyorsun, bakıyorsun, bakıyorsun… “Bir yerde bitecek herhalde bu saçmalık” diyorsun. Televizyon seninle dalga geçiyor, gazete tutmuş karnını gülüyor sana, radyo desen hep göbek havaları… Her şey sana aslında hiçbir şey olmadığını söylüyor. “Dert icat ediyorsun yok yere” diyorlar hep birlikte, “Deliriyorsun belki de”.
Sonunda yoruluyorsun, tek başınasın ya, ondan biraz da. Diyorsun ki “Canı ceheneme! Bakmayıvereyim, görmeyivereyim. Şu ahir ömründe, şu canına yandığım memlekette gördüm göreceğimi yeterince.” Kapatıyorsun televizyonu, gazeteyi kıvırıp koyuyorsun görünmeyecek bir yere, radyonun da sesini kısıverince, eh pencereyi de kapat oldu olacak, yum gözlerini de… Tatlı, ılık, karanlık bir sessizlik. Dursan duracaksın öyle. Hiç konuşmasan, hiç bilmesen… Ama işte durulmuyor. Duramazsın. Çünkü yaşamak gerekiyor ölmedikçe. Çünkü herkes, tıpkı senin gibi onlar da seni bekliyor kapatmış penceresini evinde. Seni bekliyorlar. “Yeter ulan!” diyeceksin diye.
Ukraynalı kadın hakları savunucusu grup “Femen” kadınlar günü eylemini İstanbul Sultanahmet’te gerçekleştirdi.
Polis göstericileri birkaç saniye içinde gözaltına aldı.
Sağcı gruplar pankartlarıyla polise destek verdiler.
Solcu entellektüeller de grubun sposoru olan İsveçli iç çamaşırı şirketten, gösteriye geldikleri Mercedes marka minibüse, ve eylemin “organize” olması konusuna kadar “kendilerinden” olmayan her eyleme attıkları bokları attılar.
Yani kadınler gününde Türkiye’de yeni bir şey yok sevgili seyirciler.
Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?
Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.
Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.