Roza’ya


Roza,

Uzun zaman oldu sana cümlelerle dokunmayalı. Yüzüne bakıp yazmayalı… Birbirimize seslenmeyeli… Yaz biteli sonbahar geçeli kışa uzanalı ne çok şey yaşandı. Oysa ki biz, seninle, uzak kentlerden birbirlerinin hayatına dokunan iki kadın, iki insan. Dışarısı ne kadar paramparça bilsen. Her yere serpiştirdiler cam kırıklarını. Üzerine bastıkça kanayan biz… Kenarından geçerken ortasında kalanları çekip kurtarmak isteyen yine biz… Her daim umut serpiştirmeye çalışıyoruz inadımıza. Ya da inat edip duruyoruz umuda çalsın rengini diye. Çokça okuyup bolca yazar olduk. Kendi duvarlarımızın arasında bir avuç insanla kalakalmışken bazen bir resme dalıp kimi zaman bir ezgiye kulak dayayıp yoğunlukla bir filmin içinde kaybolup giderken yaşamın hoyratlığından sakınmak için aklımızdasın, aklımdasın.

Buraları soğudu. Sabahları aynada karşılaştığımız özümüz, yola düşünce sabahın ayazıyla dokunuyor yüzümüze. Sahi bu kadar kırılgan yaşamların içinde kanarken yüzümüzdeki yaşlar, korur muyuz gözümüzdeki özü. Verdiğin yanıtı duymayı o kadar isterdim ki; kime sorsak herkesin dili lal, bakışı bir o kadar eksik… Buradakilere de sesin olurdu sözün… Sustukça konuştuklarımız, direndikçe korkularımız çoğalırken geçen gece bir kitabın içinde rastlaştığım cümleyle dalıverdin odama: “Ne tuhaf, bütün duygular ve anların, kaderin bir noktasında birbirine dönüşmesiyle ilerliyor hayat. Hayat da tıpkı bir film gibi birbirine katlanan sahnelerle ilerliyor.” Sonra dedim ki kendime, gelen yılın müjdecisi olsun Roza. İçinde ve dışında, sakladıkların ve paylaştıklarınla geniş maviliklere gönderdiklerin, yolda yürürken başımızı kaldırıp baktığımız gökyüzündeki özgürce uçan bir kuş olsun.

Geçen sabah, üşürken sığınacak sıcak bir kucak arayan minik bir kediyle de çınlattık kulaklarını. Duydun mu bilmiyorum. Ben onun patisini ısıtırken O, kırmızı burnunun biraz üstüne yerleşen yeşil gözleriyle baktı gözlerime. Seni arar gibi. “Merak etme vazgeçmeyecek Roza, tıpkı şu kenarda duran ağaca sarılınca ısıtacakmış gibi kışa inat gelecek. Önce elimize sonra yüreğimize dokunacak. Yaşadıklarını ve gördüklerini, sustuklarını ve biriktirdiklerini yazacak ve her bir sayfayı denize bırakacak. Denizin mavi-beyaz sonsuzluğuna karıştıkça cümleleri her kıyıda O’nu bekleyenlerle buluşacak. Derin suların temizliği, O’nu tutsak eden sığlığın karanlığına derman olacak” dedi bana. Duydum. Ne mutlu oldum bilsen. Etrafa baktım. Sokak boştu. Kimse duymadı konuştuklarımızı. Biz, sürekli bir yerlere yetişme telaşıyla kedileri de üşüyen ağaçları da yalnız bırakacak kadar senden uzak kalmışız nice zamandır o an daha iyi anladım.

Roza… Mücadelesi gözüne yerleşen özü kıymetli arkadaşım. Gelen yıl, özgürlüğün mavisi olsun. Sen burada, biz oradayız şimdi. Dönüştürmek için uğraştığımız ne varsa ve soluğumuzdaki her çığlıkta sen de varsın. Kimi yere yağmur kimisine kar düşerken üşümeyesin diye ellerine ve gece yastığa emanet ettiğin saçlarına dokunan biziz. Gelen yıl, senden olsun. Yanındaki dostlara da sevgilerimizi ilet. Bir sonraki mektuba kadar yüzün kendi güneşinde olsun; çünkü o her yeri aydınlatır.

Sevgimle.

Funda.

Yorum Girin