Ahmet Kaya için


Doğum günün özlemimizi kuşatan bir an şimdi…

Özledik… Öyle içten dokunuyordun ki yaşamımıza, eksik bir yanımız. Sesinle avunabiliyoruz yalnızca özlediğimiz her anın içini doldurmak için. Bir de arada gerçekliği donduran o fotoğraf karelerinin izini sürüyoruz… Bazen hiç ummadığımız bir anda dudağımızın kenarına ilişiveren bir şarkı, içtenliğini, naifliğini ve o kimsenin dokunamadığı yüreğinin gerçekliğini de fısıldıyor kulağımıza. Gittiğinden beri bir dünyayı resmetmek, her ayrıntısıyla biçimlendirmek, tüm renkleriyle yaşadığımız ömrü yansıtabilmek için uğraşıyoruz. Sınırsız, kesintisiz… Gördüğünü ve hissettiğini düşünerek… Bir adın kaldı geriye bir de sen… Sonsuzluğu yakıştırıp yüzüne, öyle seviyoruz şimdi seni…

Gittin gideli değişti her şey… İnsan da ülke de… İki gözü kadar seven yok artık bizi. Penceresiz kaldık çünkü. Nefessiz. Hava girmez, güneş uğramaz oldu. Öyle günler yaşıyoruz… Hani bizim sevincimiz nerede derken çaldıkları çocukluğumuzun ve gençliğimizin aydınlığı parça parça yansıyor yüzümüze. Öyle bir yerdeyiz ki şimdi ne bir yanımızı bahar sarıyor ne de en güzelinden bahçelerin ortasında buluşabiliyoruz. Olmasaydı sonumuz böyle diyeceğimiz günlere mi gidiyoruz kaygısıyla geçiyor günlerimiz. Bir sabah… Bir akşam… Gözümüz de yaşarıyor yüreğimiz de yanıyor olanlar karşısında…

Birazdan kudurur mu deniz… Dalgalar bizi de sırtına alsa sesimiz karışsa hırçınlığına, bedenimiz hapsolsa derinliğine. Arınsak… Yüzümüze o zaman çarpar belki şarkılar da şiirler de. Üç kişiden fazlayız şimdi; ama gücümüz de yetmiyor, sözümüz de az geliyor muktedirlerin bıçaktan keskin varlıkları karşısında. Bedenlerini açlığa yatıran kardeşlerimiz var… Kırk yedinci gün olacakken vakit tamam denmesinden korkuyoruz hepimiz. Utanıyoruz. Kanıyoruz. Acıyoruz. Eksilirsek ya sonra…

An geldi… Paldır küldür yıkıldı bulutlar. Kaçıştık. Yorulduk da biraz. Yüreğimiz kanıyor. Yaşama dokunursa ölüm, incitecek biliyoruz. Hayatı en incelikli yerinden korumak istiyoruz senin gibi vicdanımızın aynasına bakarak. İnsanı yok saymanın karanlığı ne kadar sahici kılındı bu ülkeden bilsen… Canımız, cam kırıklarının üzerinde sürekli. Batıyor. Keskin. Bayram dedikleri kısacık günlere sığınmış zamanların içinde, saçlarına yıldız düşer de annesi ağlar mı diye soracak gözlere bakamaz olduk biz. Yan yana susuyoruz. Yan yana duruyoruz. Yan yana direniyoruz. Arada çığlıklarımızı duyarlar mı umuduyla. Akşamlar hep böyle dertli biter oldu işte…

Susmasak konuşsak sesini duysak… Doğum günün bugün… Hepimize kattıkların ve değer yüklememize olanak tanıdıkların, sevdiğin, söylediğin, inat ettiğin, yılmadığın her şey için iyi ki geçmişsin ömrümüzün içinden, can evinden… Özledik. Arar olduk. Doğum günün kutlu olsun. Sana boncuktan yaptığımız kuşlarımız ulaşır mı bilinmez… Pencerene konarsa bil ki biziz.

İki gözümüz… Yırtıp parçaladığın karanlıkların içinde ışık olduğun için… İyi ki doğmuşsun.

Funda Dörtkaş

Yorum Girin