Roza’ya


Sanırım birkaç gün önceydi.
Karanlık bir mavilik vardır ya, şafak diyorlar hani. Tam o saatlerde sokaklarda yürüyordum. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda kuşlar toplanmış uçuyorlardı. Her bir kuşa isim verdim kendi içimde. Biri umutken, diğeri emekti. Ötekisi ise umudu içinde barındıran umutsuzluk kuşu.
Yürümeye devam ettim bir süre daha. Sonra durdum. Durmalıydım çünkü.
Penceresi sardunyalar gibi yalnız olan terzi dükkânı. Başımı çevirip içeriyi izledim. İnsanlar en sakin uykularındayken, o dükkânın kapısını çoktan aralamıştı. Arka sokaklara kadar giden demin kokusu hala burnumda.
Öyle derinden, hüzünlü ve gerçek bir ses geliyordu ki. Bu senin sesindi Roza.
Hala izliyordum. Yaşlı eller yalnızlık kahvaltısını kuruyordu sofraya. Sandalyesinin tam karşısında bir sandalye daha vardı. Fakat boş, yitik. Yalnızca bir yelek asılıydı. Bir kadın yeleği.. Beden çoktan teslim etmişti kendini toprağa, ya ruh?
Yalnızdı. Papatya gibi yalnızdı, bulut gibi. Bir kemik, bir deri.
Hayatımın en derin sabahıydı diyebilirim. Ne çok sabahlarım var.
Seni aldıkları sabahımda vardı benim. Büyük sesler önünde geniş yağmurları olan.
İçindeki korkuyu saklıyordun, görebiliyordum. Güçlü kadını da görebiliyordum. Yüzündeki tebessümü görüyordum bir kere, bir bir atarken adımlarını. Uzun uzun nefes alıp, uzun uzun bağırmak istiyordum.
Bir ana’nın ömründen ömür alıp götürülüşüne şahit oluyordum o an.

Bulutlar vardır ya pembeden, beyazdan. Umutlar ise maviden. Gökyüzü gibi uçsuz bucaksız dünden.
Mevsimlerden ise sonbahar.
Hayatımın en garip sonbaharı bu. Yitip giden insanlarla dolu. Zor an’lara şahitlik eden yüzlerle.
‘Bu sefer kim?’ derken bile titriyor sesim.

Sonra yağmur hafifliyor, sonra yollar, sonra.
Hayat geç kalmayı affetmiyor sanırım, kelimeler de gerçekliğe yetmiyor bazen.

Gün başlıyor, tohumunu veriyor ve sonra yağmur.
Âşık olduğun yağmurlar geliyor Roza. Sonbaharın sesinden şarkılar yapıyorlar sana. Akşamüstünün renkleri  ‘fa’  diyorlar hep bir ağızdan.
Dünya geçiyor olanca görkemiyle.
Sonra.

Selam eyliyor buralar sana.
Vakit Ekim ortasında bir akşam.
”Kimsesizdik ama umudumuz vardı.” diyorlar.

Îlon Dilîn

Yorum Girin