Pazar Pazar: Sidar gideli bir ay olacak


Sidar gideli bir ay olacak. Zaman ne garip şey. Saatler akıyor, günler devriliyor… Peşi sıra yakalayamadığımız anlar, sanki yaşamın tüm devingenliğine inat dikiliveriyor karşımıza hiç ummadığımızda.

 

Sidar gideli bir ay olacak. Her gün ince bir sızı olup akacak ömrümüze. Tanımasak da tanışmasak da hatta, fotoğrafındaki o güzel gülüşü ve hüzünlü bakışıyla hatırlayacağız belki. Kimi zaman dinlediğimiz bir şarkının en anlamlı sözünde düşüverecek aklımıza bazen yolda yürürken ona benzeyen yiğit bir delikanlı ile karşılaştığımızda. Ya da en sevdiğimiz şiiri okurken bu dizeyi O da okumuş mudur diye düşüneceğiz. Roman sayfaları karıştırıp en afilisinden bir cümleyi tutup yüreğimize yerleştireceğiz geleceğe dair umut ve inat dolu hayaller kurarken. Doğum günümüzü kutlarken bir mum da O’nun için olacak en sevdiği pastanın üzerinde. Birlikte dilek tutup nefesimizin yettiği kadar üfleyeceğiz gerçek olsun umuduyla. Yaşamın içinde farkında olmadan kesişecek hep yollarımız. Dört mevsim ve on iki ay… Çünkü Eylül hep onu hatırlatacak. Yazı bitiren, kışın gelmesi için olanak tanıyan her Eylül’de bir ağacın dalına sıkı sıkı tutunan bir yaprak düşecek usulca. Yolumuza ilişecek. İncinmesin diye alıp yerden korunaklı bir yere yerleştireceğiz ki yaşamın hoyratlığı acıtmasın canını. Cümle sevdaları Eylül’de temize çekeceğiz ki Sidar’ın da yüreği temizlensin, nefeslensin… Yaşamdaki direnişin mümkünlüğü üzerine düşünürken aynı türküyü mırıldanacağız. Birazını O söyleyecek birazını biz… Zamanı geriye döndürmeye gücümüz yetmeyecek. Sabah… Akşam… Günün herhangi bir anı belki… Yürüyeceğimiz yol… Geçtiğimiz yerler… Kenarına, köşesine iliştiğimiz dönemeçler aynı olmayacak artık. Aynıymış gibi duracak sadece… Çünkü Sidar gideli bir ay olacak.

 

Ve en çok babamızı seveceğiz… O’nun sevdiği gibi. Bir nehir gibi olan hayatın içindeki berrak ve dokunulası anlara ve pusarık zamanlarına inat… Fotoğraftaki gülümsemesine ilişivermiş, mücadelesinin gerçekliği gözüne yerleşmiş bir babanın umudu olacağız. Yüreği camdan yapılmış, bakışı insan kokan o güzel babanın ruhunu daha da incitmesinler diye usulca fısıldayacağız her daim yanında, yakınında olduğumuzu. Zamanın kıvrımları ve geliş-gidişleri içinde birbirimize çarptığımız, ruhlarımızı iniş çıkışlarla sersemlettiğimiz anlarda Sırrı Sakık’ın gözünden akan yaşları kanatanları hatırlayacağız. İçimiz acıyacak bir kez daha. Sonra diyeceğiz ki susalım… Acımız demlensin… Ortak insani an’a ilişkin bir sessizliği kuşatacak bu suskunluğumuz. Direnmek için… Güçlenmek için… En ağırından bir yük kuşanacağız belki ama yorulmadan sesleneceğiz O sahici babanın kulağına: “Gözünüzden akan her damla yaş bizim de acımızdır, sessiz ve ortak çığlığımızdır.” Ve ekleyeceğiz: “Berxwedan jiyane”…

 

Sidar gideli bir ay olacak.

 

Ve biz O’nu her hatırladığımızda bir damla yağmura bir umut yükleyeceğiz. Düştüğü yeri O’nun hayalleriyle yeşertsin diye.

Funda Yağlı

Yorum Girin