Barışın ve özgürlüğün ayak sesleri: Halil Savda


 “Yaşamın en dolaysız hakikatini anlamak isteyen kişi,
onun yabancılaşmış biçimini incelemek,
bireysel varoluşu en gizli ve,
en gözden ırak noktalarında bile belirleyen
nesnel güçleri araştırmak zorundadır”

Adorno

Küçük bir adım atıyorum; bu adımı hep birlikte çoğaltabiliriz!..

Halil Savda

Gerçek ile hakikat yer değiştireli çok oldu. Hakikat, görülen gerçeklerin arasında yok sayılan, ötelenen ve hatta örselenen bir mecranın içine hapsedildi. Alan daraldı. Anlam yitirildi. “İnsan” olmanın çerçevesi, kendinden olmayana ait garip ve yıkıcı görüntüyle kuşatıldı. Sahi, her şey bu kadar zor ve bu denli sıkıştırılmış olduğu halde bir adım, bir adım daha yetecek mi yolların üzerinden akan barışın sesini ve gücünü taşımaya. Yetecek elbet, öyle ya da böyle duyuracak bir çığlık gibi özgürlüğün içinden çıkacak sesi de sözü de.

 

Sıradan gündelik hayatları, egemen olanın her türlü kuşatıcılığı ve hapsediciliği ile boğduğu yaşam, ülkenin gündemine paralel olarak değişip dönüşüyor. Bir gün, hiç ummadığınız bir anda, kendi kişisel tarihinize ait düşüncelerle adımlarken yolları, annesinin elini sımsıkı tutan bir çocukla buluşuyor bakışlarınız. Bir küçük tebessüm yansıtıyor çocukla aranızdaki o kısacık an’ı. Sonra, önündeki taşı görmediği için çocuk tökezleyip düşüyor, düşüyor da kendi yaşamının öznesi gibi elinde taşıdığı annesinin sesiyle irkiliyor birden: “Beter ol”. Beter ol ki düşme tekrar, beter ol ki düştüğün de yalnız kalkmayı öğren, beter ol ki özgürlüğünü tahakküm altına alan muktedir uzatmadan elini, kalkma. Düşünme. Konuşma. Yazma. Okuma. Olma işte. Sen olma. Kendin olma. Sığ ve içi boşaltılmış her ne düşünce ve söz varsa dolsun içine. Aynı ol. Benzeş.

 

Tesadüfen şahidi olduğunuz ve varlık alanınıza değen bu an, aynı zamanda içinde yaşadığınız ülkenin halklarına yaptığı zulmü de alt okumayla sunuyor aslında. 35 insan “beter ol” deyip öldürülüyor. Yersiz yurtsuz birer suretmiş gibi kayıp götürülüyor yaşamın, gencecik umutlarının ardına. Ses kesiliyor. Söz kararıyor. Bir çığlık, bir çığlık geliyor uzaklardan, birleşiyor, cümle acılarımızın üzerinde yükseliyor, yükseliyor. Sonra, bir gün ve tam da barışa ait bir zaman diliminin ve döngünün sardığı 1 Eylül’de bir adım atıyor bir yürek. Sessizce; ama güçlü… Yalnız; ama bir o kadar kalabalık… Cesaretli… Ezber bozan… İnadına ve inadına… Kendiliğinden… Zorlamadan… Yorulmadan… Usanmadan… Kardeşçe… Barışın ve özgürlüğün ayak sesleri, Halil Savda… Destekçileri, arkadaşları, bizler ve sizler ile artıyor adımların sesi. Farklı kentlerde belki… Benzeş duygularla büyüyor adımlar. Adımların ardına diziliyor barışın o maviye çalan rengi. Taşları aşıyor takılmadan, yolları geçiyor 35 yüreğe selam ederek… Tam da zamanında. Ve olması gerektiği anda. Engel de çıksa döndürmek mümkün olmayacak Halil Savda’nın emek, umut, inat ve barışla bütünleşen adımlarını yolundan… 20 Ekim’de Ankara’da buluşmak için… Bugün belki bir başka kentin rüzgarında. Yarın kimbilir bir çocuğun tebessümünde. Sonraki gün 35 güzel insanın sevdasında…

Barış… Özgürlük…

Ne denebilir ki her şey için…

Azadi kuçeye…

Funda Yağlı

İlgili Şeyler :

Yorum Girin