Hayatı perşembeye yetiştirmek


Sevgili Roza,
Senden haber yok. Ama biz şaşkınız günlerin değişmesine. Oralarda daha iyidir herhalde ama Dersaadet’te soğudu bugün hava. Gülle gibi biniyor insanların üzerine. O insanlar ki, gözlerini minicik dertleri bürümüş, görmüyorlar sağlarında sollarında düşeni, kaçanı…
Hava ağır. Geçtiğimiz hafta haber bekledik senden. Sonra öğrendik ki, düzenek kurmuşlar görüşe. Sevginizi sınamışlar, sınamışlar hasretinizi. Uzun masaların ardına atmışlar sevdiklerinizi. Bırakmamışlar ki, doya doya kucaklaşın. Buydu gelen haber. Oysa ben çok daha insani bir merak içindeydim. Çok basit, insani bir merak. Nasıl geçiyor günleriniz? Mesela başın ağrıyor mu? Çok mu sıcak orası? Neler görüyorsun rüyanda? Sabahları kaçta açıyorsun gözlerini…
Ama vermemişler izin; basit, insani şeylere. Bölmüşler görüşü tam orta yerinden.
Öğrendim ki, Edith Piaf’ı özlemişsin. Piaf çaldık radyoda senin için, saatlerce. Senin duyamayacağını bilerek. Ama insanlar duysun diye. Senin Piaf özlediğini. İnsanların haksızca sevdiklerinden, müziklerinden, hayallerinden uzak yaşadığı bir ülkede yaşadıklarını unutmasınlar; bir an bile diye… Ama üzülme. Sen çıkınca da Piaf çalacağız. Ardında kalanları, sonradan alınanları; hiç unutmasın insanlar diye. Haksızlığı; kendi yakınları, kendi ‘taraf’ları çerçevesinde görmeyi aydınlık sanan karanlık düşüncelerinden belki kurtulurlar umuduyla. ‘Karşı’nın yanlışlarını kendi doğruları kılmaktan utanırlar umuduyla…
İstemiyorum seni bunlarla sıkmak aslında. Tek bilmeni istediğim, sadece insan olduğun için, sadece onlar haksız olduğu için yanındayım. Kim olduğun değil, Kürt olduğun değil, Roza olduğun değil ilgilendiğim. Elini havaya kaldırdığında, gözlerini kararttığında, düşürdüğünde kirpiklerini, umudunda, umutsuzluğunda; insanlığın önemli olan.
Belki ulaşır bu mektup sana. Belki iyi haberler gelir, ki gelecek yakında. Belki güzel kardeşin güzel haberler getirir senden… Onu beklerken biz yetiştirmeye çalışıyoruz hayatı perşembelere. Sana gönderebilmek için biriktiriyoruz her şeyi, yaşadıklarımızı. Şarkılarımızı, sözcüklerimizi, mektuplarımızı; perşembeye yetiştiriyoruz. Sen olmadığın için aklımıza erişmeyen müzikleri mesela. Sen olduğunda duyabilmek için biriktiriyoruz.
Oysa insanlığın bakiyesi savaş derdine düştü. Sanki bu topraklarda yokmuş gibi otuz yıldır savaş; barışı çağırıyorlar sokaklarda. Öğrendik ki, bombaların da aidiyetleri varmış. Türk ordusunun bombaları Kürtleri öldürdüğünde önemli olan düğmeye basan parmakmış. Birden kıymete bindi hayatlar, topyekün Suriye’den öç almak istiyorlar. Sanırım bu da, bir göz boyama kampanyası olarak kalacak tarihin parşömen sayfalarında. Bağırıp çağırıp şov yapacaklar, sonra birden unutturacaklar olimpiyatlardaki gülle yarışmalarına dönen top mermisi savaşını. Yok yani kafaya takılacak bir şey buralarda; kendi ahvalimizden gayrı. Günler, senin de bildiğin gibi, birbirinin aynı.
Ve bir şey yapmazsak aynı kalmaya da devam edecek. O yüzden benim de zırvalamayı bırakıp kalkıp işe koyulmam gerek. İzninle.
Sağlıcakla kal. Aklımız hep seninle…

1 Yorum

  1. Hakan says:

    Roza adına, tüm yatanlar adına teşekkürler.

Yorum Girin