Kürt Rönesansı


Van depremi sürecinde bu olayın Türkiye’deki Kürt sorunu açısından bir kırılma noktası olacağı çok konuşuldu. Tartışmalar, en azından ülkenin doğusunda devlet-halk gerçekliğinin birbirinden tamamen ayrışacağı ve PKK/devlet ekseninin halk/devlet eksenine dönüşeceği üzerine yoğunlaşıyordu. Bu tartışmalar aradan neredeyse bir sene geçtikten sonra haklı çıkmışa benziyor. Türkiye’nin Kürt bölgesinde halk ve devlet arasındaki çizgi belirginleşmiş ve bu çizginin ayrımı kesin ve geri dönülmez bir kalınlığa erişmiştir.

Ama bu ayrışma Kürtlerin tecridini artırması ve Türkiye’nin çoğunluk halkından yaşamsal biçimde öteye düşmüş olduğunu vurgulamak dışında bu yazının konusu değil. Bu öteye düşüş de tarihteki tüm yabancılaşmalar gibi Kürtlerin kendini ifade biçimlerine inanılmaz bir zenginlik getirdi. Kürt edebiyatı, müziği ve bunun paralelinde Kürt söylemi gerek nicelik gerekse biçem açısından belirgin bir gelişim gösterdi.

Şimdi bazı okuyucular bu gelişimi mevcut hükümetin (rejimin okuyun) nispeten Kürt gerçekliğini yadsımamasına bağlayacaklardır. Oysa durumun bu nispi ifade özgürlüğü ile ilgisi yok, çünkü daha önce de mevcut olan mecralarda böyle bir özgürlük söz konusu değil. Ana akım medya hala Kürt sözcüğünün kullanımını öznesi PKK, terör veya ölüm olan cümlelerle sınırlıyor. Az önce sözünü ettiğim kendini ifade yaygın bir biçimde sosyal medya gibi formatlarda öne çıkıyor ve bu mecraların kullanıcılarının hızla artması bu ifadelerin karşılık veya tepki bulmasını hem sağlıyor hem de daha önce görülmediği biçimde artırıyor. Kürt kültürü yavaş yavaş yer altından, aile ve dost meclislerinden çıkarak ülkenin görülür kültürel temel taşlarından biri olma yolunda hızla ilerliyor.

Geçtiğimiz yıl İzmir’de düzenlenen Roboski yürüyüşünün ardından izlediğim minik sokak tiyatrosu gösterisinden (diğer bütün sanatçılarla beraber) Aynur Doğan’ın, Ciwan Haco’nun müziğine, sayıları hızla artan Kürtçe çocuk kitaplarından bu dilin klasiklerinin yeniden basımına kadar tüm Türkiye’de gerçek bir Kürt rönesansı yaşanıyor.

Kürtler nefes alamamışlıklarını, karşılık bulamamışlıklarını sadece sanatla dışa vurmuyorlar doğal olarak. Türkiye’nin genelgeçer rejimi belki hızla 90’lara dönmekte ama Kürt aydınları ve toplum liderleri büyük çoğunlukla kendi taraflarının 90’larda düştüğü hatalara tekrar düşmemekte kararlı. BDP eşbaşkanlarından Twitter aktivistlerine (en azından benim radarımda olan) çoğu söylem karşı tarafın kibrinden ve çözümsüzlüğünden uzakta. Genç Kürt gazeteciler genellikle yaşlarından beklenmeyecek bir olgunlukta davranıyor. Ağır küfürlere, aşağılamalara, ırkçılığa, nefret söylemlerine maruz kalmalarına karşın takındıkları tavır Türkiye Cumhuriyeti’nin halkına layık gördüğü eğitimin çok üzerinde. Bir yandan siyasi baskılar sonucu içten içe artan Kürt milliyetçiliği, bir yandan da yeni neslin toplum önderleriyle birlikte geliştirdiği yukarıda söz ettiğim tavrın dengesi Kürt hareketinin geleceğini belirleyecek oranda önemli. Çünkü bu karanlık günler bittiğinde Türkiye Kürt toplumunu hem kendi gelecekleri açısından, hem de birlikte yaşayacakları halklar açısından çok ciddi tercihler bekliyor olacak.

Bu aydınlanmanın bir meyvesi olarak Kürt halkı için çalışmak ve demokrat ve çoğulcu bir düzen kurmak ya da Türkiye’nin hatalarını tekrarlamak o gün önlerinde bulacakları iki seçenek olacak. İçinde bulunduğumuz on yıl içinde gözlemlenen Kürt rönesansı sadece kadim bir kültürün yeniden uyanışı olduğu için değil, aynı zamanda o aydınlık gelecek için umut duymamız yolunda bir veri olduğu için değerli asıl.

1 Yorum

  1. murat says:

    Çok güzel bir yazı. Yazanın ellerine sağlık; ama sanki( Amadan sonraya dikkat edin :) ) işin rönesansla ilgili olan kısmı daha bir açılabilirdi. Daha derine inilebilirdi yani. Yazı genel bir bakış sunmuş bize. Hiç de fena değil.

Yorum Girin