Suriye: Rejim Değişikliği ve “Akıllı Güç.” Başbakan Erdogan’ın Yükselişi ve Düşüşü


M K Bhadrakumar
(Çeviri: Efe Moral) 

İsrail’in çatlaklardan fırlaması tek bir şeyin belirtisi olabilir: Suriye krizi karar safhasına doğru ilerliyor. Operasyon odasında ışıklar yandı ve Suriye’nin şekillendirilmesi ameliyatı başlıyor. Bundan sonra olacaklar hiç de güzel bir manzara arzetmeyecek çünkü hasta anestezi altında değil ve baş cerrah perde arkasından kirli işleri yardımcılarının yapmasını izliyor olacak.

Bugüne kadar Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar Suriye yönetiminin dengesini bozmak ve Beşir El Esad rejiminin devrilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Ama Esad hala dayanıyor. Şimdi yarım kalmış işi bitirmek için İsrail uzmanlığına gereksinim var.

Birisinin Esad’ın sırtına keskin bıçağı sokması gerekiyor. Ürdün kralı bu işe uygun değil; boyu ancak Esad’ın dizlerine yetişir. Suudi ve Katar şeyhleri hantal ve şişman cüsseleriyle beden ağırlıklı hamlelere alışık değiller, parmakları Libya’da savaş suçu sınırındaki kanlı operasyonda  yanmış NATO hiçbir şeye bulaşmak istemiyor. Geriye sadece Türkiye kalıyor.

Teoride Türkiye gerekli kas gücüne sahip fakat Suriye’ye müdahele birçok riski de beraberinde getiriyor ve Kemal Atatürk’ün hala ayakta duran prensiplerinden biri Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun risk almaması. Ayrıca Türk ordusu da hiç formunda değil.

Başbakan Recep Tayyip Erdogan Türkiye kamuoyunda olası bir Suriye savaşının destek görmeyeceğini biliyor ve zaten kişisel olarak Anayasa’yı değiştirerek gerçek bir sultan (Fransa Başkanı François Hollande’ın Başbakan Jean-Marc Ayrault ve Sosyalist Parti başkanı Martine Aubry’nin bütün fonksiyonlarını kendinde topladığını düşünün) olmak amacıyla çok hassas bir yolda ilerlemekte.

Gerçekçi olmak gerekirse Erdoğan kendi kariyerini riske edemez. Ayrıca hesaplanamayacak değişkenler de mevcut: Erdoğan’ın güdümünde Türkiye’de yükselmekte plan Salafizm’den zaten rahatsız plan Alevi azınlığın ihtimal muhalefeti ve Kürt militanların hazırladığı ve biteviye süren bir tuzağa düşme tehlikesi.

El Cezire’nin geçen hafta röpörtaj yaptığı bir Alevi lider Suriye’de Salafist sünnilerin yarattığı ayrımcılıktan rahatsız olduklarını söyledi. Aleviler Türkiye’de de Salafist gidişattan hoşnutsuzlar. Türkiye Alevileri Esad’ın çoğulcu ve hoşgörülü bir Suriye’yi korumaya çalıştığını düşünüyorlar.

Acil Durum Planları 
Ama bunların tümü giderek önemini kaybediyor. The New York Times cuma günü Washington’daki ABD yetkililerine dayanarak verdiği haberde Başkan Obama’nın “[Suriye] hükümetini güç kullanarak devirmek amacıyla bunu arzu eden hükümetlerden bir koalisyon oluşturma çabalarını ve direniş güçlerine yapılan yardımı artıracağını” aktardı.

Aynı haberde “birçok haftadır” Türkiye’nin güneyinde bulunan CIA unsurlarının Suriye rejimine karşı şiddet yaratma görevlerini sürdüreceği de yer aldı. Bunun yanısıra ABD ve Türkiye, Assad’dan sonra Suriye’de bir “geçici hükümeti” bir araya getirme çabalarını sürdürecekler.

Buna bağlı olarak Suriye Müslüman Kardeşler liderleri İstanbul’da dört gün süren bir toplantıda yine cuma günü bir “İslam Partisi” karma planlarını açıkladılar. Kardeşler sözcüsü: “Esad sonrası döneme hazırız, ekonomi, mahkemeler ve siyaset planlarımız hazır” açıklamasında bulundu.

The New York Times Washington’un Ankara ve Tel Aviv ile yakın temasta olduğunu ve “Suriye hükümetinin çöküşünü yönetmek amacıyla çok sayıda acil durum planının” görüşüldüğünü ifade etti.

Acil operasyon planına göre Ankara Suriye içinde (Suudi Arabistan ve Katar tarafından finanse edilen) gizli operasyonları sürdürürken İsrail güneyden Suriye’ye girerek Esad’ın askeri gücünün Türk tehdidine karşı direnme gücünü azaltacak.

Türkiye medya aracılığıyla Suriye rejiminin hali hazırda sarsılmış olduğunu pompalayarak psikolojik savaş unsurunu da artırıyor. Türk basınında yorumcular sürekli bundan bahsediyor. Anaakım medya Hürriyet’ten Murat Yetkin bir Türk yetkilisinin şunları söylediğini belirtti:

Bizimkiler [Türk istihbaratı] sahada bugüne kadar tarafsız kalmayı tercih eden şehirli halkın çoğunluğunun muhalif grupları desteklemeye başladığını gözlemliyor. Suriye halkının hükümetin parçalanmakta olduğunu algılamaya başladığını düşünüyoruz.

Fakat bu ilginç gelişmeler aynı zamanda Türk statükosunun Suriye rejiminin “isyancılardan” bunca darbe yemesine karşın idareyi bırakma işaretleri göstermemesinden duyduğu kaygıyı da yansıtıyor.

Moskova Misyonu
Erdoğan’ın en büyük umudu önümüzdeki günler veya haftalar içinde Türk istihbaratının Şam’da bir “saray darbesi” düzenlemesi. Ankara için en uygun çözüm Baas devlet yapısının mevcut unsurlarını koruyan geçici bir ekibin Esad’ın yerini alması. Bu yapının tercihan Mübarek’in ardından Mısır’da iktidara gelen unsurlar gibi yeni bir hükümete geçişi hızlandırması.

Ama Erdoğan Türkiye’nin Şam’da Mısır benzeri bir darbeyi düzenleyebileceğinden emin değil. Geçtiğimiz çarşamba günü Moskova’ya koşturması Şam’da istikrarlı geçici bir yapının oluşturulması için uluslararası işbirliği arayışının bir göstergesi. (Obama perşembe günü Rus Başkanı Vladimir Putin’i Suriye konusunda arayarak Erdoğan’ın misyonuna desteğini gösterdi.)

Fakan çok ilginç bir gelişmeyle tam Erdoğan’ın planlanmış Moskova seyahatine çıkma arifesinde Şam’da gerçekleşen terörist bir saldırı sonucu Suriye Savunma Bakanı ve istihbarat örgütü başkanı öldürüldü. Sonuç olarak Moskova Erdoğan’ı kibarca dinlemek ve Suriye konusu ve Rusya’nın Türkiye ile uzun süreçteki stratejik bağları arasında kesin bir ayrım yapılacağı sözü vermekle yetindi. Bir hafta sonra BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetosundan da anlaşılacağı üzere her halükarda Rusya’nın konumu değişmemiş oldu.

Moskova Suriye’deki oyunun sonuna yaklaşıldığını açıkça görmekte. Rusya BM daimi temsilcisi Vitaly Churkin cuba günü Russia Today’e verdiği demeçte olup bitten hakkında çok sert ifadeler kullandı. Churkin Batı stratejisinin “her fırsatta Suriye ve çevresindeki gerilimleri pompaladığını” söyledi.

Churkin bunun sonucu olarak “siyasetlerinde insanlıktan çok jeopolitik var, Suriye konusu kapandıktan sonra İran’a geçecekleri ihtimalini göz ardı etmemek lazım…. Ve İran, Suudiler ve Batı arasında artan bu gerilim duruma hiç da yararlı olmuyor” şeklinde devam etti.

Moskova ziyaretinden önce Erdoğan ABD’nin Suriye konusunu “halletmeye” yakın olduğunu sezen Pekin’e de bir ziyaret yapmıştı. The Global Times gazetesinde cuma günü yayınlanan bir köşe yazısında “Esad rejiminin devrilmesi çok mümkün… siyasi bir çözüm olasılığı giderek azalıyor… Suriye’de değişim hızla gerçekleşebilir” dendi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon şu sıralarda Pekin ziyaretinde Suriye konusunda Çin’in tavrının değişip değişmeyeceğini görmeye çalışıyor.

Gerek Rusya gerekse Çin Erdoğan dönemini Türkiye ile ilişkilerin yukarıya doğru gittiği bir dönem olarak görüyor ve bu durumdan hoşnutlar. Rusya Türkiye’de 20-25 milyar dolarlık nükleer güç santralı projesi aldı. Çin Türkiye’yi Shanghai İşbirliği Organizasyonu diyalog ortağı olarak aldı. Türkiye yakın zamanda Çin’le ortak bir askeri tatbikat düzenledi ve NATO ile Pekin arasında bir köprü olmayı arzu ediyor.

Her zamanın adamı
Ancak Rusya ve Çin bu gelişmeleri yeni bir “soğuk savaş” olarak nitelendirecek, Washington Türkiye’nin birliğe katılmasını ve bir müttefik olarak Karadeniz’den Kafkaslar’a, Hazar Denizi’ne ve giderek Orta Asya’ya uzanan geniş topraklarda görevini yapmasını bekleyecek. Nihai analizde ABD’nin soğuk savaş döneminde mükemmelleştirdiği kartlar sayesinde Türk siyasetini yönlendirmek konusunda eli çok güçlü. Bu, Washington’un Iraklı Kürt lider Mesut Barzani’ye genel ABD stratejisinde atfettiği önemden de çok iyi anlaşılıyor.

Obama geçtiğimiz günlerde Barzani’yi Beyaz Saray’da ağırladı. Barzani ABD ve Türkiye’nin Suriye politikasının çalışmasının en önemli unsuru olmuş durumda. Bu, Barzani’nin kontrol altında olan verimli petrol sahalarında, gelişmelerin merkezi hükümeti ve Irak’ın hükümranlığını hiçe sayarak yapıldığı konusunda Bağdat’tan gelen protestoları hiçe sayarak ExxonMobil’in Ekim ayında imzaladığı petrol arama anlaşmasından sonra ortaya çıkan bir durum.

Geçtiğimiz hafta ABD petrol devi Chevron da Barzani’nin kontrolü altında bulunan 1124 kilometre kare alanda petrol arama lisansına sahip plan bir firmanın %80’ini satın aldığını duyurdu.

ExxonMobile ve Chevron’un oyuna katılması Suriye konusundaki bölgesel siyasetin tamamiyle yeni bir açıdan incelenmesini gerektiriyor. Konunun özünde Kürdistan’daki geniş petrol ve doğalgaz kaynaklarının dünya pazarlarına aktarımı için en kolay çıkışın Doğu Akdeniz’deki Suriye limanı Lazkiye olması yatıyor. Gerçekten de Suriye konusunda tamamen yeni bir ABD-Türkiye oyun planı akla geliyor.

Siyah Kalem adlı bir mühendislik ve inşaat firması Kürdistan’dan doğal gaz nakil ihalesine katıldı. Bir şekilde, yerin altında, Anadolu sermayesi (ki İslamcı hükümet partisi ile yakın ilişki içindeler) ve Suriye ve Irak konusunda dışişleri eğilimleri birbiriyle birleşiyor. Kuzey Irak’taki enerji kaynakları konusunda ABD ve Türk çıkarları da jeopolitik açıdan uyum içinde.

Ancak Barzani yalnızca Washington ve Ankara’nın iş ortağı değil, aynı zamanda Türkiye’nin Kürt sorununun çözümüne de katkısı olabilecek bir şahsiyet. Washington’u da arkasına alan Barzani, yeni bir siyasi yol haritasında Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürt gruplarını bir araya getirme projesi başlattı.

Geçtiğimiz ay Erbil’de Kürt gruplarının katıldığı bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda Barzani açık bir şekilde Ankara’nın sağladığı fonlarla bu Kürt gruplarının liderlerine rüşvet dağıttı. Toplantının sonunda ise Suriye’deki farklı Kürt gruplarının aralarındaki anlaşmazlıkları giderdiğini ilan etti. (Türkiye’deki Kürt ayaklanmasının liderleri arasında etnik Suriye Kürtleri de bulunmakta.) Bunun yanısıra Suriye Kürtlerini Esad ile bütün bağlarını koparmaya ve muhalif güçlerle güçbirliği yapmaya ikna ettiğini de iddia etti.

Erbil’den esen bu hava Erdoğan’ın Suriye ile ilgili gelecekteki stratejilerini de değiştirecek nitelikteydi. Washington Yakın Doğu Enstitüsü’nde görevli önde gelen analistlerden Soner Çağaptay’ın yakın zamanlarda vurguladığı gibi son analizde “Suriye’nin rahatsız ve iyi organize olmuş Kürt azınlığı Türkiye’ye pek güvenmiyor.”

İsrail’in kanatlarında Salafizm
Ancak sonuçta sadece İsrail Erdoğan’ın ikilemini çözebilir. İsrail Savunma Bakanı Edud Barak haftasonunda “Suriye’nin elinde gelişmiş uçaksavar füzeler, karadan karaya füzeler ve kimyasal silahlar var. İsrail Savunma Kuvvetleri’ne verdiğim emirle saldırıyı düşünmemizi gerektirecek bir senaryo için hazır olmaları emrini verdim” dedi.

Barak beyanatına “[Esad] düşmeye başladığı an istihbaratı gözleyeceğiz ve diğer istihbarat teşkilatlarıyla bu bilgileri paylaşacağız” diye devam etti. Barak’ın bu konuşması geçtiğimiz haftasonu Donilon’un İsrail’e yaptığı gizli ziyaretin hemen ardından gerçekleşti. Donilon’un aktardığı bilgilerin sonrasında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton,  Kahire’ye yeni başkan seçilen ve bu görüşmede Washington’u İsrail ile öngörülebilir gelecekte sorun yaşanmayacağı konusunda temin eden Müslüman Kardeşler başkanlık adayı Muhammed Morsi ile Kahire’de yaptığı tarihi görüşmenin ardından Tel Aviv’e geçti.

Barak’ın açıklaması Suriye’deki gelişmelerin başından bu yana Tel Aviv’in suskunluğunun üzerindeki ince tülü yırtıp atmış oldu. Tülün altından aslında Washington’un Erdoğan’ın isteksizliğini veya yetersizliğini hesaplayıp İsrail’i askıda tutarak Esad’ın savaş makinesini ortadan kaldırma fırsatının çıkmasını beklediği gözlemleniyor.

Kesin olan şu ki Erdoğan her zaman Barak’la işbirliği potasındaydı ama kurnaz bir siyasetçi olarak görüntüde Suriye krizi için timsah gözyaşları dökerken masa altından bu krizi ateşlemekteydi.

Kısaca Washington hem Moskova’yı hem de Pekin’i kurnazlıkta cebinden çıkardı. Sürekli olarak Rusya ve Çin’i Obama’nın aklındaki son şeyin bir ABD müdahalesi veya Libya türünde bir NATO operasyonu olmadığı konusunda ikna etme çabası içinde oldu. Obama’nın sözünü tutmadığını kimse iddia edemez.

Ortaya çıkan manzara gerçekten çok ilginç: İsrail Hava Kuvvetleri uçaklarının kanatlarında süzülen Salafizm Şam’a inecek. Bu arada Erdoğan Esad’ın dallarını silkelemek için yeterli zamana sahip olacak ve sonunda Barak aynı ağacın dallarını kısa süre içinde şimşek hızıyla kesmeye koyulacak.

Erdoğan ve Barak Esad ağacını o kadar dazlak bırakacaklar ki kendisi de artık ayakta kalmanın bir anlamı kalmadığını farkedecek. Bu senaryoda “askeri müdahele” yok, NATO operasyonları, Libya’ya bir benzerlik bulunmuyor. Erdoğan’ın ordusunu Suriye’ye doğru yürüyüşe geçirmesine de gerek yok.

Dışişleri bakanı Clinton buna “akıllı güç” diyor. Geçen hafta yayınlanan “Akıllı Güç Sanatı” adlı görkemli makalesinde Arap Baharı öyküsündeki ilgi çekici düğümlere ışık tutuyor. Clinton bugünlerde ABD’nin “yeni yöntemlerle liderlik yaptığını” yazıyor.  [1]

Clinton ABD’nin “dış politika cephanesini sahip olunan her unsuru ve ortağı içerecek şekilde genişlettiğini ve ABD’nin tarzını temelden değiştirdiğini,… Amerika’nın global liderliğinin değişen dünyanın gereksinimlerini karşılayacak şekilde adapte olma yeteneği kazanmasının tüm çabalarının temel noktası” olduğunu ifade ediyor.

Günün sonunda Erdoğan domuz yağıyla yağlanmış kazığa razı olmak zorunda kalacak. Onun için acı gerçek, Suriye’de başlattığı pis işi onun yerine İsrail bitirecek.

Erdoğan’ın sadece Washington’un “cephanesinde” bir silah olduğunu kabul etmekten başka bir şansı yok, ne eksik, ne fazla. O gerçekte hiçbir zaman Müslüman Orta Doğu’yu yönetme rolü için aday olamadı. Batı sadece onun herkes tarafından bilinen kibrini tahrik ediyordu. Bu rol her zaman sadece Washington yönetiminin ayrıcalığıydı.

Not:
1. The art of smart power, New Statesman, July 18, 2012.

Büyükelçi M K Bhadrakumar eski Hindistan Dışişleri Bakanlığı mensubudur. Sovyetler Birliği, Güney Kore, Sri Lanka, Almanya, Afganistan, Pakistan, Özbekistan, Küveyt ve Türkiye temsilciliklerinde görev yapmıştır. 

Bu makalenin Türkçe çevirisi telif yasalarıyla korunmaktadır. Herhangibir mecrada izinsiz yayınlanması yasaktır. Yazının İngilizce aslı 24.Temmuz.2012 tarihinde Asia Times Online sitesinde yayınlanmıştır

Çevirmen Efe Moral’ı Twitter ve Facebook‘tan takip edebilirsiniz.

2 Yorum

  1. mad says:

    Günün sonunda Erdoğan domuz yağıyla yağlanmış kazığa razı olmak zorunda kalacak. Onun için acı gerçek, Suriye’de başlattığı pis işi onun yerine İsrail bitirecek.

  2. Mat says:

    Türkiye ıranin istediği gibi davranmazsa bir düşman da iran olacak. bu günlerde olduğu gibi

Yorum Girin