Orhan Boran


Ölüm yazılarını sevmiyorum. Sahte oluyor. Riyakar oluyor. Ölenlerin de yaşayanlar gibi zaafları var. Ama bugün basında ölümüyle hatırlanan Orhan Boran yazılarını okurken, aslında Boran’ı ne kadar unutmuş olduğumuzu farkettim. O yüzden bu yazı şart oldu.

Evet biyografisini bulmuşlar, Yuki’yi de sorup öğrenmişler. Özünde radyocu olan birinin düzgün Türkçe konuşması da ayırıcı bir vasıf haline gelmiş. Yani biz Orhan Boran’ı ve temsil ettiği şeyi, belki de bir daha hiç hatırlamamak üzere tarihe gömmüş bir toplum olmuşuz.

83 yıllık hayatı ve kimliği tek bir cümleyle özetlenebilir aslında Orhan Boran’ın: O bir radyo vizyoneriydi. Radyo ve vizyoner sözcüklerini aynı cümlede kullanmayı oksimoron sayacak olanlarınız çoktur. Dinlemeyi bilmeyen Türkiye’de radyo ömrünü çabuk tamamladı. Bu radyoculuk konusunda dünyada yaşanan yeniliklerin Türkiye’ye çok geç gelmesinden, ya da hiç gelmemesinden belli zaten. 1980’lerin radyo formatına bağlı programcılıktan da. Aptal kutusunu çok sevdik. Algılamak denen şey göz sinirlerinin görsel sinyallere dönüştürdüğü resimlerle yetiniyor. Radyo zor, hayal gücü nirvana gibi bir şey.

Orhan Boran okullu bir radyocuydu. “BBC üniversitesi”nden mezun olmuştu. En ünlü olduğu yıllar görüntü değil ses olduğu yıllardı. Tüm dünyada hızlı çalınan banttaki sesiyle bir karakter yaratan (Yuki) ve bu karakterin niteliklerini açık etmeyerek gizemini kendisiyle mezara götürebilen enden dahilerdendi. Tüm dahiler gibi biraz da “kara koyun”du Boran, doktorlardan oluşan aile çizgisinin içinde isyankar bir nesildi.

Orhan Boran radyo tiyatrosunun rejisinde de büyük bir vizyonerdi. Gerek dramatürjide gerekse günün teknolojilerinin kullanımında öncü olmuş, birçok okuyucumun ne olduğunu dahi bilmediği radyo tiyatrosunu ortalama Türk ailesinin akşamlarının temel taşlarından biri yapan bir büyük ailenin isimsiz kahramanlarından biri olarak emek vermişti.

Orhan Boran radyo haberciliği yaptı, gazino programları yaptı, sesini, birikimini ve dehasını kullanabileceği birçok konuda profesyonelce çalıştı. Günün tabiriyle, Yuki “fenomen” oldu; ama Orhan Boran hiçbir zaman “öyle işlere bulaşmadı.” Belki istedi ama çekingen kişiliği izin vermedi, bunu bilemeyiz. Tüm yaşamını bir İstanbul Efendisi olarak yaşadı.

1930’iar ve 1940’ların elitizmini orta oyunu ile harmanlayarak yarattığı, ama zekası ile kendine özgü kıldığı komedi anlayışına bugün stand-up demek o kadar yanlış ki… Ama yazının başında dediğim gibi, kavramları unutmuşuz, bugünün paradigmalarıyla anlamadığımız bir dönemi açıklamaya çalışıyoruz. Sözgelimi Internet’te bir tane bile Yuki skeçi yok. Aradım bu yazıya eşlik etsin diye, bulamadım. Ve aradıkça basında çıkan yalan yanlış bilgilere sinir olup aramayı kestim. Basında “kayınbirader” meselesinin aslını bulup yazan ilk gazeteciyi “şey” ilan edeceğim. Kopya da vereyim, mesela Halit Kıvanç bilir…

Orhan Boran bir radyo vizyoneriydi. Birkaç yıl sonra nasıl bir televizyon vizyoneri olan Cem Özer’i unutup sahte Fransız tanrısı, Howard Stern taklidi Okan Bayülgen’e tapıyorsak Orhan Boran’ı da tarihimizden silmiş olacağız. Ama her zaman radyolarının tuşlarını kurcalayan birileri olacak, her zaman sadece sesin, sadece sözcüklerin eşliğinde hayal dünyasında gezinmeyi seven insanoğlu, sayısı azalsa da bulunacak.

Bu azınlık Orhan Boran’a sonsuz teşekkürlerini sunuyor.

Yorum Girin