‘Yunan solu’ kendi gücünü SYRIZA’yla birlikte keşfetti


Mahir Adalı

 

İsmi bende kalsın… Televizyonda gündemin masaya yatırıldığı bir toplantı… Sıra Yunanistan’a geliyor. Masanın eskilerinden, Türkiye’nin yorumcularından biri “ Yunanistan’da aslında hükümet kurulabilir” diyor. Kulak kabartıp gözden kaçırdığımız bir hesap var herhalde diyorum. İfade şu: Yeni Demokrasi ve PASOK’un 149 milletvekili var. Sağdan soldan 2 milletvekili daha bulsalar gerekli sayıyı geçerler… Türkiye’de bu oldu. Sıradan bir politika takipçisi 90’ların ortasında sağdan sağa, hatta soldan sağa giden isimleri hatırlar.
Gel gör ki Türkiye’de normal olan, Yunanistan’da normal değil. Evet, Yunanlılar bıyıkları, baklavaları, küfürleri ve daha pek çok şeyleriyle Türkiyelilere benzer ama demokrasilerinin ve siyaset yapma yöntemlerinin Türkiye’ye hiç benzemediği kesin. Üstelik son seçimle oluşan, daha doğrusu oluşamayan parlamentoda bunun olması daha da imkânsız. Öyle bir seçim sonucu çıktı ki karşımıza, çok iyi okunması gereken mesajları var.

Koalisyon zaten imkânsızdı 
Seçimlerin ve oluşturduğu parlamentonun üzerinde durulması gereken iki partisi var: Biri, önceki seçimde oylarını yüzde 4.6’dan yüzde 16.8’e yükselten SYRIZA. Parti, Türkiye’de ‘Radikal Sol Koalisyonu’ olarak biliniyor. 15’ten fazla parti, dernek ve örgütün oluşturduğu bir koalisyon. Yunanlıların sol geleneği malum. Sol, sokakta kendine yer bulabilen, meşruluğu kabul gören bir ideoloji.
SYRIZA, içinde solun çeşitli fraksiyonlarını barındırıyor. Parti, bir önceki seçimlere yoğun iç çatışmalarla girdi. Koalisyonun geleceği hep tartışma konusuydu. 2010’da beklenen kopuş yaşandı ve koalisyondan bir grup ayrılarak ‘Demokratik Sol’u kurdu. Bu parti de şimdi parlamentoda 19 milletvekiliyle temsil ediliyor. Yani koalisyondan iki yıl önce kopan hareketin güçlü olduğu ortada. Ancak buna rağmen bugün Yunanistan’ın meclisteki en büyük ikinci partisi SYRIZA. Üstelik SYRIZA’nın ‘çözüm’ yolu olarak parlamentoyu seçmesini kabullenmeyip koalisyonla oturup kalkan, gönül bağı olan ama sandığa gidip oy vermeyi devrimciliğine yakıştırmayan ciddi bir kesim de mevcut.
Parlamentodaki diğer partiler gibi SYRIZA da hükümet kurma/kuramama sırasını savdı. Seçim sonuçları açıklandığında, Yunanistan’ı yeni bir seçimin beklediği ortaya çıkmıştı. Koalisyon yapması imkânsız partiler meclisteydi ve Yunanistan, yeni bir seçime yelken açmıştı (Yani sağdan soldan iki milletvekili transfer etmek, Yunanlı siyasetçilerin aklına gelmemişti).

SYRIZA’nın net vaatleri 
SYRIZA’nın aldığı oy önemli. Bu oylarla birlikte SYRIZA’ya yüklenen beklenti/anlam daha da önemli. SYRIZA seçimlere net bir vaatle girdi: AB ile yapılan anlaşmalar çöpe atılacak ve Yunanistan kendi kaderini kendi belirleyecek. SYRIZA’nın tek önemi, seçimden ikinci parti çıkması değil, sokaktaki meşruluğu kabul görmüş gücünü parlamentoya taşıyabilmesi.
Yunan parlamentosunda her zaman sol partiler oldu. Yunan Komünist Partisi yıllardır parlamentoda bulundu. Ancak SYRIZA, ekranlarda çatışırken izlediğimiz, slogan atarken gördüğümüz kişilerden oluşuyor. Yani sokağın güçlülerinden, aktiflerinden oluşuyor. Ve bugün Yunan sokağının aktifleri, Yunan meclisinde de aktif olacak güçte olduklarını gösterdi.
Yunan halkı seçimde ne istemediğini açıkça ortaya koydu. AB’nin dayatmalarını, IMF’nin para karşılığı egemenlik haklarına tecavüzünü istemiyor. Bunu sadece SYRIZA’ya verdikleri oyla değil, 26 milletvekilli Komünist Parti, 19 milletvekilli Demokratik Parti’yle de gösterdiler.

Başka bir Yunanistan için 
Şimdi Yunan partileri yeniden sokağa inecek. Yeni seçim için meydanlar dolacak. İki aydan kısa bir sürede halkın önüne sandık yine konacak. Ve bu sefer sol, sandığa daha farklı gidecek. Çünkü güçlerini gördüler, şimdi neler yapabileceklerini gösterme zamanı. İşte tam da bu noktada en öndeki bayrak SYRIZA’da olacak. Sadece en büyük sol koalisyon olduğu için değil, aynı zamanda solu bir arada tutmayı başardığı için. ‘Başka bir solun’, bir arada ortak kavgayı verebilen bir solun mümkün olduğunu gösterdikleri için…
Bundan sonra yeniden sokağa indiklerinde, sloganları tek olacak: “Başka bir solu yarattık, başka bir Yunanistan da mümkün.” Bu noktada Komünist Parti’nin de kendi geleceğini değil, ülkenin geleceğini düşünmesi gerek. Stalinist eylem tarzından vazgeçip güçlerini solun galibiyetine harcadıkları an, ‘başka bir Yunanistan’ın kurulması mümkün.

Altın Şafak’ın etkileri 
Maalesef Yunanistan’ın çok yaklaştığına inandığım bu ‘devrim’in önündeki en büyük engel de yine son seçimlerde tanıştığımız Altın Şafak. Partinin amacı, hedefi başka bir yazının konusu. Ancak bana göre partinin oyları tepkisel ve emanet.
Ancak tıpkı SYRIZA gibi, Altın Şafak üyeleri de güçlerini keşfetti. Ve reklama slogan olsa da şu gerçek unutulmamalı: Kontrolsüz güç, güç değildir. Altın Şafak da oy artışını AB karşıtlığına borçlu. Ekonomik krizden çıkış için ciddi bir ekonomik programları yok. İki yıl öncesine kadar göçmen karşıtlığı üzerine politikaları vardı.
Şimdi onlar da keşfettikleri güçleriyle birlikte sokağa dönecekler. Ve sol için geçerli süreç, onlar için de sürecek. Güçlerini korumanın, oylarını arttırmanın yolunu politika değişikliğinde görecekler.
AB ve göçmen karşıtı politikalardan alabilecekleri en yüksek oyu aldıkları için ‘yükselen sol tehlike’, onlar için kolay ve gerçekçi bir politika olacak.
Görünen ‘tehlikelere’ karşı güç kullanmaktan da hiç geri durmadıkları ortada. Partinin polis teşkilatı içinde etkili olduğu, yıllardır bilinen bir gerçek. Sokaktaki güçlerinin kontrol altına alınması ve hedefin ‘solun imhası/provoke edilmesi’ne yönlendirilmesi kuvvetle muhtemel.
Biz Yunanistan’da hep havada uçan molotofkokteyllerinin polisi hedef aldığını gördük. Şiddetin adresi polis, yani devletti. Ülke, sol ve sağın silahlarını birbirine çevirdiğini en son 1955’te gördü.
Kötü senaryoyu sona sakladım: Artan sokak çatışmaları, ertelenen seçimler ve ‘bizim çocuklar’ın kontrolü ele alması. Unutmayın, mevzubahis kapital olunca, halkların talepleri teferruattır. SYRIZA başta olmak üzere kontrolü güç Yunanlı anarşistlerin bu oyuna gelmemesi lazım. Eğer işler yolunda gider, SYRIZA süreci iyi yönlendirirse, çok değil bir yıl içinde Avrupa’nın son devrimini uzo ve buzuki eşliğinde kutlayabilir.

 

Bu yazı 17.Mayıs.2012 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Yorum Girin