Pazar Pazar: Yunanistan Seçimleri: Kaos ve Umut


Bugün, 13 Mayıs 2012’de Yunanistan seçimlerinden ikinci çıkan Sol Koalisyon Syriza’nın lideri Tsipras, hükümetin kurulması için bir hafta süren başarısız çalışmaların sonucunda seçmenlerine şöyle konuştu:

Size ihanet etmeyeceğiz. Umudu ayakta tutmak için elimizden geleni yapacağız.”

Tsipras bu sözleri bugün Cumhurbaşkanı’nın ilk dört parti lideriyle, muhtemelen bir milli birlik hükümeti için son yoklamayı yaptığı toplantının ardından söylendi. Tsipras düzen partisi PASOK liderinin Syriza’nın Avrupa Topluluğu’nun empoze ettiği ekonomik tedbirler yanlısı bir hükümette yer alması için kendilerini zorladığını ifade ediyor.

Tam bir hafta önce yapılan milletvekili seçimleri Yunanistan’ı otuz yıldır yöneten düzeni de, ezberleri de yıktı. Ülkeyi bu dönemde yönetmiş olan iki partinin bir önceki seçimlerde aldığı oyun ancak yarısını alması ve sol partilerden oluşan Syriza Birliği’nin ikinci parti durumuna gelmesi birçok yorumcu tarafından farklı biçimlerde okunuyor.

Halkın aslında Euro Bölgesi’nin içinde kalmak istediğini ama sadece kemer sıkma önlemlerine hayır dediğini söyleyenlerden, seçim sonuçlarının gençlik devriminin başlangıcı olduğunu söyleyenlere kadar geniş bir yelpaze bu. Troika ve onun sözcüleri ise, seçim sonuçları açıklandığından bu yana Yunan halkına tehdit üzerine tehdit yağdırarak bankaların demokrasiye hangi noktaya kadar tahammülleri olduğunu güzel bir biçimde sergiliyorlar.

Yunanistan üzerine konuşan “maliyecilerin” görmek istemedikleri rakamlar ise çok başka bir hikaye anlatıyor. Ülkede işsizlik %24’lere ulaşmış durumda. Genç işsizliği ise %54. Yani gördüğünüz her iki Yunan gençten birisi yaşamak için gelirleri zaten yarıya inmiş olan ailesine muhtaç veya arkadaş grubu sayesinde hayatta ya da sokakta yaşıyor. Bu gerçek, ve bu okuma bütün yorumların üzerinde. Yunanistan’da, sokaklarda, evlerde, kahvehanelerde yaşanan gerçek bu. Kibirli Avrupa bu gerçeği görmek istemeyebilir, Yunan Neo-Nazi partisi (ve benzerleri) “üçüncü dünya ülkesi olduk” diye bunu popülist bir slogan haline getirebilir, ama gerçek bu.

Yunan halkı bir yandan bu koşullarla boğuşurken bir yandan da teker teker göçmeye çalıştığı ülkelerde inanılmaz bir önyargıyla suçlandığını hissediyor. Avrupa’nın her türlü “öteki”ye tarih boyunca acımasızca yönelttiği ayrımcılık bugün Yunan halkının kabusu olmuş durumda. Daha yüz yıl önce Anadolu’dan zenginlikleri ve çalışkanlıkları yüzünden (Ermenilerle birlikte) kovulmuş olan Yunanlılar, sadece her ülkenin kamu sektöründe görülen kaynakların etkin kullanılmaması sorunu yüzünden “tembel millet” olarak yaftalanmış durumda. Yaz tatillerini Yunan adalarında geçirmeye alışmış Avrupalılar ise, her yaz Yunanlıların nasıl çalıştıklarını gözlemlemelerine rağmen, sorun ceplerini ilgilendirdiğinden bu koroya katılmış durumdalar. Oysa Yunan siyasilerine ve halkına gösterdikleri tepkinin bir kısmını kendi siyasilerine, AT yöneticilerine de yansıtmaları gerekiyor. Belki Yunanistan ile aynı gün yapılan Fransa Başkanlık seçim sonuçlarını da bu açıdan okumak lazım.

Yunanistan’da toplumsal kaos yanına siyasi kaosu da almış görünüyor. Demokrasi Avrupa’da en büyük sınavını yaşıyor. Görünen o ki Yunanistan seçimleri bir aydan kısa bir sürede yenilenecek. Halkın sorulan soruya ikinci kez nasıl yanıt vereceğini, düzen partilerinin seçim sonrası kaypaklıklarını cezalandırıp cezalandırmayacağını göreceğiz. Ama “okumamız” gereken tek gerçek Yunanlıların hayatlarını, toplumlarını ve ideallerini Avrupa Topluluğu’nun başarısızlığına yem etmek istemedikleri. 20. Yüzyıl’da Avrupa’nın her başı ağrıdığında başına bir felaket gelmiş olan Yunanlar bu kez sonuna kadar direnmeye kararlı.

Ve umut bu kararlılıkta yeşeriyor.

Yorum Girin