Anneler Günü


Fréderike Geerdink

Esra beni mahallede bir dükkana götürmek istiyor. Nedenini bilmiyorum, ama o ısrarla beni elimden tutup sürüklüyor. Dükkana vardığımızda ona ve kardeşine bir defter almak istiyorum, biliyorum ki sürekli yazı yazmak istiyorlar. Ama o istemiyor. Onun aklı rengarenk bir kolyede. Ben itiraz ediyorum; annesinin bunu onaylayacağından emin değilim. Dükkandan çıktığımızda kulağıma fısıldıyor: “Ama o anneler günü içindi…” Böylece geri dönüp kolyeyi alıyoruz.

Bu aralar Gülyazı’dayım. Gülyazı geçtiğimiz Aralık ayı sonunda 34 vatandaşın Türk ordusu tarafından bombalandığı Uludere’ye bağlı. Dört beş evde oturan bir aileyle birlikte kalıyorum. Benim kaldığım oda Esra’nın katliamın 28 yaşında dul bıraktığı annesinin evinde. Şimdi beş ile on yaşları arasında beş çocuğu ile birlikte yanlız yaşıyor. Durumunu çok basit bir şekilde anlatıyor: “Önceleri kötüydü, ama şimdi çok daha kötü.”

Ölen eşi sağlığında değişik işlerden rızkını kazanmaya çalışıyordu; koyun ve keçi güderek, inşaatlarda çalışarak, bazan da altı kilometre ötedeki Irak’a şeker, motorin ve çay kaçağına giderek. Artık hayatta olmadığı için eşinin bir geliri yok. Öldürülenlerin ailelerinin tümü gibi o da devletin verdiği tazminatı reddetmiş. Ailesi yardım ediyor ama görümcesinin eşi teröristlere yataklık ettiği için dört yıllığına hapiste olduğundan bu yardımlarla geçinemiyor.

Fakirlikleri çok çarpıcı. Evde su yok. Şans eseri yakındaki pınar temiz içme suyu sağlıyor. Evde halılar ve sedir, çalıştığını sanmadığım bir televizyon, temel gıda maddelerinden başka, zorunlu olmayan hiçbirşey yok. Yatak yok, çocuklar yorulduklarında bir yastık alıp halıda kıvrılıyorlar. Elektrik saati yanık ve çalışmıyor. Televizyonun altında Esra’nın babasının bir resmi duruyor: üzerine tozlanmaması için örtülen bir örtüyle birlikte…

Ben bu yazıyı yazarken Esra annesine aldığı hediyeyi beyaz bir kağıda sarıyor ve çok tatlı bir not yazıyor üzerine. Ama sardığı hediye kolye değil. Dükkandan eve dönerken, yolun yarısında Esra fikrini değiştirdi. Geri koşarak elinde bir sebze soyma bıçağıyla ve bir çift çorapla geri döndü. Pratik olması lazımdı. Umarım yarın bu hediye Esra’nın  annesinin hüzünlü yüzünü bir parça gülümsetebilir.

 

Bu yazı journalistinturkey.com‘da yayınlanan İngilizce orjinailinden Efe Moral tarafından çevrilmiştir.

Yorum Girin