Festival Güncesi


Güzin Tekeş

Nihayet heyecanla beklenen İstanbul Film Festivali bugün başlıyor. Zaten bir müddet daha başlamasa memlekette olan bitenler beni yiyip bitirecekti. İstanbullu sinefiller, bugünden itibaren iki hafta boyunca Beyoğlu’nda filmden filme koşturacak, belki filmler arasında yemek yemeği bile unutacak.

Festival tutkunları için İstanbul Film Festivali, film izlemenin çok ötesinde bir şeydir. İşin en meşakkatli ve en zevkli kısmı hangi filmleri izleyeceğine karar vermektir. Ne yaparsanız yapın, günde beş film izleseniz bile tüm filmleri izlemek mümkün değildir. O yüzden içiniz kan ağlayarak elemeye başlarsınız filmleri. Sonra geride kalanların tarih ve saatini uydurmaya gelir sıra. Çalışanlar için işin en zor kısmı budur, var gücünüzle hafta sonlarına yüklenirsiniz. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bazı filmlerin seansları yine de çakışır, hele bir de arkadaşlarınızla programlarınızı birbirine uydurmaya çalışınca işler arapsaçına döner, kandaki kafein ve nikotin miktarı arttıkça artar. Benim programımı netleştirmem genelde üç gün sürer. Biletleri alma kısmı ise başka bir maceradır. Festival heyecanına kendini kaptırmış diğer sinefillerle sabahın köründe gişe önlerinde buluşmalar,  izlenmek istenen filmlere bilet bulabilmek için saatlerce beklenen kuyruklar, bu kuyruklarda yapılan sohbetler, ayaküstü tanışmalar… Tabii son yıllarda Biletx hepimizi biraz tembelleştirdi. Çoğu kişi bilgisayar başında oturup filmleri seçmek varken kuyruğa girmeyi tercih etmiyor. Yine de inatla bilet kuyruğuna girip eski alışkanlığı sürdüren insanların sayısı azımsanacak gibi değil. Neyse, öyle veya böyle biletler alınır, bilet bulunamayan filmler için dertlenilir, artık son dakikada sinema kapısında şansımızı deneriz denilir ve heyecanlı bekleyiş başlar.

İtiraf edeyim, son iki haftadır festival öncesi iyice acıkmış olayım diye pek film izlememeye çalıştım :) Hani yemekli bir davete giderken önceden kendinizi tıkamamak için pek bir şey yemezsiniz ya, aynen öyle işte…

Bu yıl festivalde 200’ün üstünde film yer alıyor.  Festivalin her zaman en çok merak edilen bölümü “Mayınlı Bölge” ve gerim gerim gerilmeyi sevenlerin kaçırmadıkları “Gece yarısı Çılgınlığı” bölümleri yine dopdolu. Yarışmalar  ve dünya festivallerinden gelen filmlerin yer aldığı bölümler zaten tanıdık lezzetler. Yeni filmlerin yanı sıra, yaşı tutmadığı için zamanında beyazperdede izleme şansı bulamamış veya izleyip tadına doyamamış olanlar için birkaç eski filmde festival programına alınmış. Ayrıca, Zeki Demirkubuz’un ne zamandır merakla beklenen yeni filmi “Yeraltı” da vizyondan önce festival izleyicisiyle buluşuyor. Ne yazık ki film sadece tek seansta gösterilecek, bu yüzden ben dâhil pek çok kişinin bilet bulamadığı için hevesi kursağında kaldı.

Aslında yazıya başlarken seçtiğim filmlerden birkaç örnek vermek niyetindeydim ama işin içinde çıkamadım. Bu seneki program o kadar iyi hazırlanmış ki seçtiklerimi yazmak, vakit ve nakit nedeniyle liste dışı bırakmak zorunda kaldığım filmlere haksızlık olacaktı.

Bu saatten sonra çoğu filme bilet bulmak mümkün değil ama yine de Beyoğlu’na yolunuz düşerse salonlara bir göz atın. Belki şansınız yaver gider, gitmese bile en azından festival havasını solumuş olursunuz. Filmden filme koşarken vakit buldukça izlediğim filmler hakkında bir şeyler karalayıp burada paylaşmayı planlıyorum, olan bitenden haberdar olmak isterseniz gözünüz üstümde olsun :)

 

Güzin Tekeş, festival süresince ve sonrasında sinema izlenimleriyle Şeyler’de olacak.

Yorum Girin