Şık ve Şener’in tahliyesi beni neden mutlu etmedi


Fréderike Geerdink 

Herkesten tek dileğim var: son aylardaki yoğunlukta hapisteki suçsuz gazeteciler için basının ilgisini ayakta tutmalıyız. Hele şimdi Şık ve Şener evlerine dönmüşken asıl.

Türkiye’deki basın özgürlüğüne Uluslararası ilgi buraya kadarmış. Hapiste adı duyulan Türk gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener Pazartesi akşamı davaları devam ederken mahkeme tarafından tahliye edildiler. Herkes mutlu oldu, ben de onlar için çok sevindim, ama bir başka açıdan bu gelişme beni umutsuzluğa sevketti. Çevreleri etkin ve tanınmış bu gazeteciler gözaltına alınmadan önce hapisteki düzinelerce gazeteciye hiç bir ilgi gösterilmemişti. Şimdi bu duruma geri dönülmemesi için bir neden göremiyorum.

Şık ve Şener süregiden Ergenekon soruşturması kapsamında 375 gün önce tutuklandılar. AKP hükümetini devirmek için örgütlendiği iddia edilen Ergenekon ağının ‘medya kanadı’ olmakla suçlandılar. Aklı çalışan herkes bu suçlamanın saçmalık olduğunun farkındaydı. İki araştırmacı gazeteci de devlet içindeki düzenekleri ve örgütlenmeleri ortaya çıkaran yazıları cesurca yazan gazetecilerdi. Velev ki Şık ve Şener kalemleri ile darbeleri savunuyorlardı (ki öyle bir şey yoktu), yine de hapiste olmamaları gerekiyordu, çünkü darbeler tanklar ve silahlarla yapılırdı, kalemle değil – kalem her zaman özgür olmalı.

Sesler

Benzer şeyler bugün Türkiye hapishanelerinde yatan gazetecilerin çoğu için de geçerli. Kürtler. Hapisteki Kürtler “terör örgütüyle ilişkileri” olduğu için veya “bir terör örgütü lehinde propaganda” yaptıkları için oradalar. Özgür Gündem, Azadiya Welat gazeteleri veya DİHA haber ajansı için çalışırken bu gibi nedenlerle içeriye atılanların listesini burada bulabilirsiniz. Eğer bir gazeteci bir Kürt (veya Türk) gazetesi için Kürt sorunu hakkında yazıyorsa “bir terör örgütü ile ilişkisi” yoktur, sadece işini iyi yapmıyor demektir bence. Bir gazeteci olarak temas kurduğunuz kaynaklar yüzünden veya başka türlü sesini duyuramayacak insanlara ses olduğunuz için hapse atılmamalısınız. Tam tersine, bu tür gazetecilik ödüller getirmelidir.

Fakat basın özgürlüğünün ne olduğu konusundaki bu genel anlayış Türkiye’de mevcut değil. Ne hükümet içinde, ne de gazetecilik çevrelerinde. En azından davranışlarından bunu gözlemleyemiyoruz. Şık ve Şener tutuklanmadan önce yıllardır mahkum dahi olmadan cezaevlerinde çürüyen Kürt gazetecilerle hemen hiç kimse kulak kabartmadı. Şık ve Şener’in tutuklanmaları konuyu manşetlere ve köşe yazılarına taşıdı. Ama Kürt gazeteciler? Onların basında tanınmış arkadaşları yoktu, onlar ortalama Türk gazetecisini heyecanlandıran konular üzerine yazmıyorlardı, onlar, kısaca Türkiye’de kaale alınan bir çevrenin üyesi değildiler.

Fısıldayarak

Onlar hâlâ kimsenin umrunda değil. Bazen satıraralarında bahsedilmekle birlikte hala adları bile yok. Şık ve Şener’in her duruşması büyük ilgi çekiyor, gazeteciler her gelişmeyi duruşma salonundan sosyal medyaya aktarıyor, ama Diyarbakır duruşmalarında kim var, kim tweet’liyor oradan, kim yazıyor oradaki gelişmeleri? Hangi gazeteci bu düzinelerce isimsiz kadını bu isimsiz adamı konu edecek yazılarına? Hangi yabancı basın hiç durmadan Şık ve Şener olayında olduğu gibi bıkıp usanmadan haber yapacak? Hangi yabancı politikacı Türkiye’yi insan hakları uygulamaları konusunda eleştirirken onların isimlerini kullanacak? Şık ve Şener’in serbest kalmasıyla basın özgürlüğü konusundaki genel ilgi yavaş yavaş sönecek, onların daha az ünlü meslektaşları için daha zayıf imkanlar kalacak geriye.

İlgiyi özellikle Diyarbakır’da Özgür Gündem’de editörlük yapan Turabi Kişin’e çekmek istiyorum. Onunla geçen yıl katıldığım bir PKK cenazesinde, Kasım ayında tanıştım. O gün tutuklanacağından korkuyordu. Ertesi gün yeniden görüştüğümüzde biraz daha konuştuk ve o gün hep fısıldayarak konuştuğunu, gözlerinin hep uzakları taradığını hatırlıyorum. Birkaç hafta sonra Diyarbakır’daki gazeteden meslektaşlarının bazıları tutuklandı. Ona iyi olup olmadığını soran bir mesaj attım. İyi olduğunu, arkadaşlarının gözaltında olduğunu, kendisinin de sırasının yakında geleceğini yazdı bana cevaben.

Ocak ayında Diyarbakır’a tekrar gittiğimde aramama rağmen ulaşamadım. Birkaç gün aramaya devam ettikten sonra gazeteye uğramaya karar verdim. Gazetede birkaç gün önce Ankara’ya giden uçağa binerken tutuklandığını öğrendim. Daha önce belirttiğim listede 95 numara Turabi. Şimdi İstanbul yakınlarında Kandıra cezaevinde “tutuklu.” Doksanlarda yine cezaevindeydi. Bir saniye için doksanlarda Kürt gazetecilere cezaevlerinde yapılanları bir düşünün.

Herkesten tek dileğim var: son aylardaki yoğunlukta hapisteki suçsuz gazeteciler için basının ilgisini ayakta tutmalıyız. Hele şimdi Şık ve Şener evlerine dönmüşken asıl. Lütfen beni yanlış çıkarın ve şaşırtın.

Yorum Girin