“Son”dan Sonra


Bu yazının İngilizce aslı 9.3.2012 tarihinde Al-Akhbar gazetesinde yayınlanmıştır

Ece Temelkuran

 

 
 

Size anlatmak üzere olduğum hikayenin mutlu bir sonu yok. Dayanamayacağınızı düşünürseniz hemen okumayı bırakın. Bu hikaye perdede “son” yazısı görünmeden önce bütün sıkıntılarınızı sona erdirecek bir Hollywwod filminden alınmadı. Boğulacak gibi olursanız okumayı bırakın.

 

Herşey iki hafta önce başladı. İlk haber Kürt sorunu ile ilgili haberleri geçmesiyle tanınan Dicle Haber Ajansı’nda yayınlandı. Ama olay bir yıl önce Adana’ya bağlı Pozantı ilçesinde, yükümlülerinin çoğu Kürt çocuklar olan Pozantı cezaevinde yaşanmıştı. Korkunç öykü bir yıl önce salıverilen bazı çocukların cezaevinde yaşadıkları işkenceyi İnsan Hakları Derneği’ne anlatmalarıyla ortaya çıkmıştı. Yedi çocuk kendi elyazılarıyla uğradıkları tecavüz, cinsel taciz ve işkenceleri tutanağa geçirmişlerdi. Çocukların bazıları, çocukları yetişkinler gibi yargılayan anti-terör kanununa muhalefetten içerideydiler. İlk haberlerden sonra, geçtiğimiz Haziran ayında bu kez İnsan Hakları Vakfı cezaevi idaresine karşı başka sekiz çocuğun ifadelerini raporlaştırdı. Bu beyanatlarda çocuklar yetişkin mahkumlar, jandarmalar ve gardiyanlar tarafından tecavüz edildiklerini iddia ediyorlardı. Çocukların bazıları onlara yapılanları tarif bile edemiyorlardı. Onlardan biri, ifadesinin sonunda şöyle diyordu:

“Kendimi öldürecektim, ama annemi düşünüp vaz geçtim.”

Bu çocuklar sadece cinsel tacize uğramadı. Düzenli olarak gardiyanlar tarafından dövüldüler, Kürtlükleri aşağılandı, çalışmaya zorlandılar, falakaya yatırıldılar, doktora gitmelerine izin verilmedi ve neredeyse boğuluncaya kadar basketbol çemberlerine asıldılar.

Ana akım medyada Pozantı çocukları haberi başta yer bile bulamadı. Kürt sorunu ile ilgili bir haberi hükümetin duymak istemediğini biliyordu basın. Sessizlik dayanılmaz hale gelmişti. Twitter kullanıcıları Pozantı çocuklarının sesi olmak amacıyla bir kampanya başlattılar. Bunun sonucunda işkencelerin duyulmasından neredeyse bir yıl sonra Adalet Bakanı bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

Hükümetin bulduğu çözüm çok zekiceydi. Çocukları pırıl pırıl boyalı yeni bir cezaevine nakledeceklerdi. Sincan’daki bu cezaevi hakkında büyük bir medya patırtısı koparıldı. Duvarları yeşile boyanmış, tacize uğramış çocukları saracak bu duvarlara saçma sapan yunus ve çiçek resimleri çizilmişti. Çocuklar bu sefer özel, kamera ile monitör edilen odalarda kalacaklardı, tek başlarına! Adalet Bakanlığı’nın tecavüze uğramış, çileden geçmiş çocuklara uygun gördüğü muamele buydu. 6 Mart’ta Pozantı’nın 218 çocuğu Adana’da yaşayan ailelerinden sekiz saat uzaktaki Sincan Cezaevi’ne nakledildiler.

Hikaye burada sona erseydi, sadece Kürt çocukları hakkında çok üzücü bir haber olarak kalacaktı. Ama son yıllarda “üzücü” sözcüğü yeni bir anlam kazandı Türkiye’de. CHP’nin yayınladığı bir rapordan öğrendik ki Pozantı cezaevi müdürü çocuklar oraya gitmeden önce Sincan’a atanmış bile! Çocukların ifadelerinde sık sık söz ettikleri Müdür Yardımcısı ise başarılarından ötürü terfi ettirilerek bir başka Kürt ili Van’ın Erciş ilçesine müdür olarak atanmış. Bu da korku filmlerinin ünlü karakteri Freedie’nin filmin sonunda vurduğu son darbe gibi geliyor değil mi? Yanıldınız, dahası var!

6 Mart’ta Dicle Haber Ajansı’na bir operasyon düzenleyen polis Pozantı Cezaevi hikayesini yazan gazetecileri PKK’nın şehir yapılanması olduğu iddia edilen KCK üyeleri olma şüphesiyle göz altına aldı.

Bu da yetmedi. Pozantı’da daha önce tutuklu olan çocuk T.T. de göz altına alındı. Bu çocuk Dicle Haber Ajansı’na Pozantı çocukları haberini anlatan kişiden başkası değildi.

Böylece Pozantı hakkında sesini yükseltenlerin tümü içeri atılmış ve susturulmuş oldu. Özellikle şimdi yeşil duvarlarına çizili yunus ve çiçek resimlerinin tek başına keyfini çıkartmakla meşgul Pozantı çocukları. Konunun burada kapanacağını beklerken Çağdaş Ersöz’ün bir mektubu, sendika.org sitesinde yayınlanıverdi. Geçmişte hidroelektrik santrallarını protesto eylemleri sırasında göz altına alınmış olan Çağdaş bu mektupta Pozantı Cezaevi’nde geçirdiği iki ayı anlatıyordu. Bu dönemde de tecavüz ve işkencelere maruz bırakılan yükümlüler arasında cezaevi, asıl kendine özgü bir icadıyla ünlüydü: yumuşak oda! Çağdaş’a göre cezaevinde doktorlar dahil herkes bu odadan haberdardı. Onsekiz yaşından küçüklerin dışarıyla iletişimi kesilemediğinden, gardiyanlar onları bu sözde gizli odada cezalandırıyorlardı. Dayak, falaka, çırılçıplak soyma, ıslatma ve soğukta bırakma işkence yöntemlerinden sadece birkaçıydı. Çağdaş’a göre daha cezaevine girdiği gün bir çocuk intihar etmişti ve bir diğeri de yetişkin bir yükümlü tarafından tecavüz edilmişti. Şimdi en azından bu çocukların yumuşak oda tecrübesinden sonra kendi başlarına dinlenecekleri, yeşil duvarlarındaki yunuslara bakarak hayal kuracakları bir yuvaları var.

Bu tür filmler sona erdikten perdede beliren yazıları hatırlarsınız. Örneğin “Pozantı felaketinin sorumluları yakalanmış ve yargılanarak şu kadar yıl hapse mahkum edilmişlerdir” yazar bunlarda. Yazılar yukarıya doğru hareket ettikçe biraz daha rahatlarsınız; “İlgili bakan istifa etti, ve bir daha kimse hakkında bir haber almadı”, “çocuklar serbest bırakıldı ve psikolojik tedavi altına alındılar”, “olayı ortaya çıkaran gazeteciler Pozantı Cezaevi haberleri için şu ve şu ödüle layık görüldüler…” Ve o gece yatağınıza huzur içinde yatarsınız. Kimse insanlığın zaferinden ve iyinin kötüyü galebe çalacağından emin olmadan huzurlu uyuyamaz. İnsan tabiatı budur. Ama siz Türkiye’de yine de uyursunuz. Bir başka gün uyanıp, işlerin durulmadan daha ne kadar daha ileri gidebileceğini görmek için uyursunuz, çünkü hep bir yerde durmalı dersiniz. Ama durmaz. Ve siz yine de, bir şekilde, uyursunuz…

 

Çeviri: Efe Moral

3 Yorum

  1. Hasan Özdemir says:

    Dünya’da çok daha kötü şeyler de olduğunu biliyorum.Bazen nasıl bir Tanrı bunların devam etmesine izin verebilir diye de düşünüyorum.Hatta cehalet mutluluktur, üç maymun olmak daha iyi olabilir diye de düşünüyorum. Ama yine de; çoğu zaman, Devlet denilen ve bir takım namuzsuzlara düzenli para ödeme aygıtı olmaktan öte işlevi olmayan aygıtın, buna nasıl izin verebildiğini kabullenmekte zorlanıyorum.Muhtemelen ırkçılığı referans alan düşünür manyaklar bu pisliklerin halının altına süpürülmesine yardımcı olduğundan, alçalma sınırsızlaşıyor.Allah belasını versin devletinizin de milletinizin de savaşınızın da ..

  2. Mustafa Kovucu says:

    Çeviri için emeğine sağlık..

    • Meong says:

      Meryem hanım,Kitabımızın yayıncısı olan sistem yayınlarında, kratpyuidu, pandora gibi yayınevlerinde ve internet fczerinde dağıtım yapan bir e7ok mağazada kitaplarımız halen dağıtılmakta. Yine de eğer bizimle adresimizden fczerinden iletişime gee7erseniz seviniriz.Saygılarmızla

Yorum Girin