Türkiye: Geleceğini Hapse Atan Ülke


Yetvart Danzikyan Radikal’de yayınlanan yazısında “çocuklarını yargılayan ülke” diyor Türkiye’ye ve hapisteki çocuklar üzerine ilginç istatistikler yayınlıyor. Buyrun;

Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevinde olup bitenler şöyle bir dönüp kendimize, çocuklarla kurduğumuz ilişkiye ve Kürt sorunu’nda nasıl da yakıcı bir aşamaya geldiğimizi görmemiz için bir fırsat sağlayacak mı acaba? Şüpheliyim. Çünkü şunlar var: Öncelikle siyasi ya da adli suçlu ile kurulan ilişkimiz problemlidir. Siyasi hükümlüyü neredeyse insandan saymayan eğilim hala bu toplumda güçlüdür. Bu, devletin ve seçilmiş hükümetlerin de tavırlarına yansır ve aynı şekilde oradaki bu tavır, topluma daha güçlü bir biçimde geri döner. Hayata dönüş adı verilen Bayrampaşa cezaevindeki katliamın o rahatlıkla yapılabilmesinin sebeplerinden biri budur. Hal böyle iken Kürt siyasi hareketine mensup tutuklu ve hükümlüler bir kat daha görmezden gelinir zira burada devlet ve seçilmiş hükümetlerin yok sayıcı, her türlü ezaya layık görücü bakış açısı çok daha baskındır. Klasik devlet ve seçilmiş hükümetler olur olmaz her siyasi konuda hemen “vatan hainliği” söylemine sarıldığında, bu söylemin ardında her türlü insan hakkı ihlali rahatlıkla, pervasızca yapılılır ve “yetkililer” bunların yapılmasına göz yumar omuz silker. Ve artık öğrendik ki, bunlar çocuk bile olsa, kural değişmemektedir. Pozantı’da olanlar, bu toplumda çocuklara (ve tabii kadınlara) yönelen güçlü gaddarlığın, siyasi bir de boyut bulup katlanarak bir kabusa dönüşmesidir. Ve biliyoruz ki o çocukları oradan çıkarmak sorunu tek başına çözmeye yetmeyecek. Toplumdaki bu algıyla da uğraşılması lazım. Diyecekiniz ki, devlet ve toplumdaki mevcut zihniyetle mi? Evet haklısınız, o yüzden şüpheliyim. Ama bir yerden başlamak gerekiyor.

Başlamak derken. Bu nereden başladı, nasıl bu noktaya gelindi sorusunun etrafında da bir miktar durmak gerekecek sanırım. Yani, demek istediğim, cezaevlerinde neden bu kadar çok çocuk var? Bu konuda Adalet Bakanlığı istatistikleri ilginç sonuçlar veriyor. Bakanlığın sitesindeki dökümler gerçekten Kürt Sorunu’nun ve çocuk sorununun nasıl da içiçe geçerek, katlanarak bu hale geldiğini sayısal olarak da gösteriyor. Çocuklara ve insanlara veri demek son derece tatsız olacağından, birkaç, veri demeyelim de, eğilimi, paylaşayım.

Öncelikle Ekim 2011 itibariyle cezaevlerindeki çocuk sayısına bakalım. 12-17 yaş arasında toplam 2021 çocuk cezaevinde şu an. Bunların 1623’ü tutuklu. Yani haklarında aslında hüküm verilmemiş. Buna rağmen cezaevindeler. Doğrusu müthiş bir oran. Peki bu hep böyle miydi? Aslına bakarsanız hayır. Burada diğer iki kategori hayli açıklayıcı oluyor. Bunlardan biri ceza mahkelerine açılan davalardaki çocuk sanıkların durumu. Bir alt kategori olarak da Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250. maddesi (Bu, istatistiklerde DGM davalarının yerini alan madde) uyarınca haklarında dava açılan çocuklara bakabiliriz. 2005 yılında 150, 2006 yılında 474 çocuk hakkında bu maddeden dava açılmış. 2008’da bu sayı 948 oluyor. 2009’da bu rakam 2.036’ya, 2010’da ise 3.312’ye çıkmış. Çarpıcı bir artış var doğrusu.100.000 çocuk arasındaki sanık sayısı oranından da bu eğilimi tespit edebiliyoruz. 2001 yılında DGM’lik suçlardan sanık olan çocukların 100.000 çocuk arasındaki oranı 4 iken 2010 yılında 43 olmuş. 10 katlık bir artış var. Tüm suçlara baktığımızda ise 100.000 çocuk arasındaki sanık sayısı oranı 2002’de 977 iken 2010’da 1723 olmuş. (http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/istatistik_2010/cocuk/cocuk4.pdf)

Bir diğer kategori de çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde verilen mahkumiyet kararları. 2002 yılında 59 çocuk hakkında hapis cezası kararı verilmiş. 2006 yılında 1614 çocuk için hapis cezası kararı veriliyor. 2010 yılında ise bu sayı katlanarak artıyor ve 5950’ye çıkıyor. 10 yılda 59’dan 5950’ye gelmişiz, 100 katlık bir artış. (http://www.adlisicil.adalet.gov.tr/istatistik_2010/cocuk/cocuk17.pdf)

Pekala. Bu eğilimleri nasıl yorumlamalı? Basıt bir bakışla “eh , çocuklar daha fazla suç işlemişler işte, ne olacak?” denebilir. Mesele bu kadar basit değil oysa. Öncelikle çocukların, iktidar tarafından düz bir suçlu olarak görülmesi var. Bu ciddi bir mesele. İktidar, sistem dışına çıkan çocuklara hiç müsamaha göstermiyor, onları “çocuk” olarak görmüyor. Hele ki bu çocuklar “otorite karşıtı” eylemlere katılmışsa. (Taş atan çocuklarla ilgili hukuki çabaları hatırlayın) Böyle bir durumda iktidar ve devlet hemen bunu Kürt siyasal hareketine karşı bir argüman olarak kullanıyor ama aslında bu çocukların “devlet düşmanı” olarak lanse edilmesine katkı sağlıyor. Ve meselenin derinine inmeyi reddediyor. Oysa burada üzerinde durulması gereken adli-polisiye adımlardan çok nasıl olup da bir coğrafyadaki çocukların, böyle bir ruh haline girdiği sorusu üzerinde düşünmek ve çözüm üretmektir. Herhalde en yakıcısı bu fakat tek meselemiz bu da değil. Çünkü çocuk meselemiz Kürt meselesinden, taş atan çocuklardan ibaret değil. Diğer alanlarda da yargı sürecine takılan çocuk sayısında müthiş bir artış var. Ve çok açık ki burada da iktidarın, otoritenin gitgide artan bir algı eksikliği söz konusu. Topluma bakışta dindar-dindar olmayan sınıflamasına gidildiğinde, belki seçmeninizi ve toplumun dindar kesimini tatmin edebilirsiniz. Ama hayat, bilhassa sokaklardaki hayat bu sınıflama üzerinden yürümüyor. Dolayısıyla iktidarın bakışı çok sayıda kör nokta yaratıyor. Bu kör noktalarda çaresiz, ailelerinin, çevrelerinin gadrine uğramış çok sayıda çocuk var. Bu çocukların yaralarına pansuman yapmak için çok daha geniş, hayatın her türlü dinamiğini hesaba katan bir bakış açısına ihtiyaç var. Bu tablo karşısında “ya tinercidir ya dindar” demek, çocuklara “dindar değilseniz umurumuzda değilsiniz” demektir. İyi ama, bir ülke çocuklarına bunu diyebilir mi?

Yorum Girin