Gündelik ırkçılık start aldı


Talin Suciyan / Radikal

 

 
 

Bundan iki hafta önce Silva Bingaz’la yazdığımız ‘24 Nisan 2011’in ardından’ başlıklı yazıda, Türkiye’de Ermeni soykırımıyla ilgili bilinç yaratmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarına seslenmiş ve geçen sene 24 Nisan’ın yıldönümünde bir tarafta anmalar düzenlenirken, diğer tarafta sadece Ermeni olduğu için zorunlu askerlik yaparken Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi olayına nasıl yaklaşacağımıza ilişkin sorular sormuştuk.
Özellikle de Fransa’da soykırımların inkârını cezaya tabi kılan yasanın, Türkiye’deki yansımalarının verdiği endişeye dikkat çekmenin yanı sıra, bundan sonra beklenecek gündelik ırkçılık karşısında nasıl tavır almak gerektiğini de düşünmeye davet etmiştik. Bu yazıyı iki hafta önce yazmıştık ama geçen hafta ‘Ermeni Yalanına Kanma’ afişlerinin İstanbul’un dört bir yanını doldurmasıyla, Ermenilerin topyekün gündelik ırkçılığın hedefi olduğunu gördük bile. “Bu ilanları veren kim?” diye düşünürken, ilanları verenin ‘Hocalı Soykırımını Anma Gönüllüleri’ diye bir grup olduğunu Radikal’in haberinden öğrendik ve bu gruptan Mesut Ülker’le yapılan görüşmeyi okuduk.
Haber imzasız. Mesut Ülker’in kim olduğu, bu bahsedilen gönüllü grubunun ne zamandır var olduğu, kimlerden oluştuğu gibi basit sorular, haberin dışında bırakılmış. Oysa Ülker’in kendi internet sitesine ulaşmak kolay. Ülker’in sitesindeki bilgilere bakılırsa, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim ve strateji birimlerinde planlayıcı ve eğitimci olarak çalışmış. Milli Güvenlik Akademisi’nde öğretim üyesi olmuş. 20’den fazla ülkede inceleme ve tetkik gezilerine katılmış; seminer, sempozyum ve konferanslar vermiş”. Yani Mesut Ülker, devletin yüksek siyaset mekanizmalarının ortasında bulunmuş; şimdi de belli ki bu siyaset üretme mekanizmalarıyla bağları bulunan ve bu alanda çalışmaya devam eden biri.

Azerbaycan-Türkiye el ele 
Radikal’in haberinde önemli bir nokta var; o da bu pano reklamlarının finansman kaynağının açıklanmaması. İlk günlerde şehrin dört bir yanını bu ilanlarla doldurmanın ve New York Times dahil pek çok gazeteye tam sayfa ilan vermenin maliyetinin nasıl karşılandığının önemli olduğunu düşünmüştüm. Fakat belli ki finans kaynakları hiç önemli değil, çünkü bu işin finansman sorunu yok. Çünkü devlet, gündelik ırkçılık için düğmeye bastığında, insan ve para kaynakları hiç de önemli bir sorun olmaz. Nitekim Hocalı’yı anma mitinginden ‘Katil Ermeni’, ‘Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz’, ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’, ‘Ermeni şaşırma, sabrımızı taşırma’ sloganları yükseldi. Mitingin toplam 60 ilde, yanı sıra Bakü, Brüksel, Paris, Münih ve Girne’de de düzenlenmesi planlanmış. İstanbul’daki mitingde İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in yaptığı intikam çağrısı, hükümetin bu ırkçı gövde gösterisine desteğini de gösterdi. Bakan istifa etse bile onun temsil ettiği zihniyetin yaygınlığıdır esas vahim olan.
Bu kampanyanın hazırlığı, belli ki ocak ayı içinde yapılmış.Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu’nun ocak ayındaki Türkiye ziyareti sırasında, Fransa’daki yasanın yarattığı zeminde iki ülke bu yola birlikte baş koymaya, birbirine olan desteği güçlendirmeye ve 1915’in 100. yılı yaklaşırken, Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi çağrılarına saldırgan ve ırkçı bir dille yanıt vermeye karar vermişler. Böylece Türkiye, beş-altı yıldır düzenlenen 24 Nisan anmalarına, Hrant Dink davasında verilen kararın yarattığı tepkiye, Azerbaycan’la işbirliği halinde mevzuyu kendi çapında ‘uluslararasılaştırmak’ suretiyle karşılık verme yoluna girmiş. Yani devlet, bugüne kadar tolere ettiği anmaları sıradanlaşmış ve normal kabul edilen milliyetçi damarlara seslenerek daha yüksek bir ivmeyle bastırmayı, milliyetçiliği ve ırkçılığı son yüzyılda olduğu gibi, devlet katından aşağılara, sokaklara kolayca dökmeyi planlamış. Pazar günü yapılan, bundan sonraki dönemde inkârcılığın Türkiye’de nasıl bir şiddetle şekilleneceğini net biçimde ortaya koyuyor.
Bunlar olurken bir yandan da FilmMor Festivali’nde gösterilecek Suzanne Khardalian’ın, Ermeni soykırımından kurtulan büyükannesinin hikâyesinden yola çıkarak çektiği ‘Grandma’s Tattoos’ (Büyükannemin Dövmeleri) filminin gösteriminin durdurulması için Azerbaycan araya giriyor; Azerbaycan Haber Ajansı festivali düzenleyenlere, Türkiye hükümetinden filmin gösterimi için izin alıp almadığını soruyor. Ne tesadüf!

Medyanın mitinge katkısı 
TRT’nin, Hocalı’yı anma mitingine verdiği katkıyı da unutmamak lazım. Anaakım gazeteler de Pazar günü olanları ‘bir anma’ şeklinde haberleştirdi. Hürriyet’in yaptığı gibi ‘Hocalı katliamı protesto edildi’ demek, Sabah’ın yaptığı gibi haberi ana sayfadan ‘Hocalı’nın hesabı sorulacak’ şeklinde vermek, Milliyet’in Musa Kesler imzalı haberindeki gibi mitingi ‘görkemli 1 Mayıs’lara benzetmek, sadece ırkçılığı örtbas etmek demek değil, o ırkçılığın parçası olmak, ırkçılığı yeniden üretmek demektir.
Merkezi iradenin, gündelik ırkçılığın düğmesine ilk basışı değil bu. 6-7 Eylül’ün nasıl hazırlandığını unutmadık. Bunun karşısında mevcut siyasi ve toplumsal ağları hareket geçirerek, körüklenen gündelik ırkçılığa cevap veremezsek, 1915’in 100. yılı yaklaşırken daha korkunç olaylar kapımızda demektir. Bunu söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Son yüz yıllık tarih ve bu tarihle duyulan gurur, olacakların garantisidir.

Yorum Girin