Şimdi Fransa’yı anladık mı?


Fransa’nın Ermeni Soykırımı’nın reddini cazalandırılabilir bir suç haline getirdiği kanunu kabul etmesinin üzerine “insan hakları yerlerde” çığlıkları atanların nefret sözlemi kavramından habersiz olduklarını 26 Şubat günü İstanbul’da düzenlenen “Hocalı Katliamı” anma töreninde yapılan ve söylenenlerle iyice anladık. Aynen sünni Osmanlının olduğu gibi sünni Türkiyeli de devletin makbul tebası dışındakilere engin bir hoşgörüyle bakmaya devam ediyor. Onlara tahammülünü sürdürüyor. Bakımlı bahçenizde sizi rahatsız eden ama bir türlü kökünü kazıyamadığınız köstebeklere tahammül ettiğimiz gibi. Bu paradigma içinde nefret söylemini anlatmak zor.

Bir soykırımın olmadığını iddia etmek için başka bir soykırımın olduğunu iddia etmek, bir soykırımın olmadığını iddia ederken, soykırıma uğrayanların iddialarının tümünü haklı çıkaran bir söylem içinde olmak; bu söylemin önüne (veya arkasına) Cumhuriyet’in içişleri bakanını koymak, topyekün nefret söyleminin bir ifadesi değilse nedir.

Kamuoyunda oluşan fikr-i sabit şudur: vicdanen mazlumun yanında olmak piçliktir, zavallılıktır. Tahammülkar sünni Türkiye toplumu bu zavallılığa yeterince hoşgörü göstermiştir. Ama artık tahammülünün sınırlarına gelmiştir. “Piçler” haddini bilmediği taktirde yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.

Oğuz Caymaz’ın bugün Radikal’de yayınlanan makalesinde kullnadığı Hocalı hatıratı her açıdan yol göstericidir.

Zori Balaian ‘Ruhumuzun Canlanması’ kitabında şöyle yazıyor:

Biz arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. İlk mesleğim hekimlik olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlandı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını onları işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.”

Burada günlük yaşamımızın artık bir parçası olmuş çelişkilerin tümünü içiçe izleyebiliyoruz. Katliam üzerine katliam görmüş jenerasyonların canavarlaşması, insanlığın yarattığı en büyük değerlerin insanlığın yok edilmesi amacıyla kullanılması, bir hekimin katliamı hümanizm olarak görebilmesi.

Dikkat edilirse Hocalı mitinginde ‘piçleştirilenler’ Ermeniler değildir. Tahammülkar sünni Türkiyeli’nin vicdanlı kardeşine de tahammülü kalmamıştır. İçine sinmiş komplo teorileri, ağırlaştırılmış yalnızlık hissi ve umutsuzluğu onu globalleşmiş Dünya’da artık dayanılmaz bir çıkmaza itmektedir. İsyanlarında kabulleniş ve itiraf giderek kendini belli etmektedir.

Savunduğu, yıkılmaz bulduğu payidar devleti yan mahallede katliamlarına katliam ekler, hapisanelerini suçluluğu kanıtlanmamış olağan şüphelilerle doldurmaktayken, aynen iktidar partisinin gayr-ı meşruiyete giydirdiği popülarizm kılıfı gibi, protestocular da katliamların arkasındaki faşist yığınları oluşturma çabasındadır. Sosyal medya sitelerinde cezaevlerinde tecavüze uğramış çocuklar için yazılan şu sözler bu altyapının nasıl çalışmakta olduğunu gösteriyor:

bir suçluya içeride ne olmuş ne olmamış ancak taş atan suçlu veletler olunca mı aklınıza takıldı diye sormak gelir insanın içinden. hatta insanlıktan dem vururken onlarda insan yaauuuvv filanda derler. bir suç işliyorsan sonuçlarına katlanacaksın. bu bende olsam sende olsan geçerli sen suç işleyip cezaevine girince her şey güllük gülistanlık olacak mı sandın acaba? yoksa çok mu gerizekalısın da ondan mı böyle şeylere takılıyorsun? adı üstünde cezaevi yani cezanı her türlü şeklyle çekeceğin ve hiç bir şart altında da itiraz edemeyeceğin bir sistem. itiraz edersen de “hassiktir lan pezevenk suç işlemeseydin de başına bunlar gelmeseydi” derler. haksızlar mı peki? tabiki hayır. ne bekliyorsunuz, ah canım vatan hainisin ama gel biz seni köşklerde ağırlayalım demelerini mi? (Ekşi Sözlük)

Sadece semboller çevresinde ayrılmış, radikalize olmuş ve kavramsal düşünmekten uzak bireylerin yarattığı kaos Türkiye’yi pençesi altına almış gözüküyor. Prensip ezilenin, mağdurun yanında olmak değil. Prensip, benim ezilenim, benim mağdurum…

Oysa empatisini, insanlığını ve prensiplerini kaybeden bir toplumun kaybettiği aslında geleceğidir. Etnik yarıklar boyunca bölünmesinden korkulan Türkiye korkarım ki siyasi algı çizgilerinden bölünmüştür bile. Sorun bu adalarda nasıl bir geleceğin bizi beklediği.

3 Yorum

  1. Gasilhane says:

    ”Sahih” üzüntü yokluğu. Sanırım hissetmeye vakitleri yok.

  2. ççç says:

    nesine üzüleceğiz..hem atalarımızı katletsinler hem de haklı olsunlar ne güzel…Hepimiz türküz hepimiz azeriyiz

Yorum Girin