Pazar Pazar: Ben kişisel yazı yazabilirim değil mi?


Ama gerçekten soruyorum. Çünkü artık yazıları okuyucular için yazmıyoruz. Gazete köşelerinde, sosyal medya karelerinde bekleyen kimi akbabalar neresinden hangi sözcüğü çekecek, hangi tanıma egoizm yaftasını yapıştıracak, kimin kimden bahsetmeye hakkı var, kim kimin tarafında kaygılarıyla söyleniyor söylenen her söz.

Doğruyu söylemenin, hakkı savunmanın bir anlamı kalmadı. Sadece taraf önemli. “Sen çocukken benim kardeşimi dövmüştün” ayarında polemiklerimiz.

Ve inancım odur ki, bu eğitim sistemi, bu aile yapısıyla kavramsal düşünmeyi de tartışmalarımızı kişiselleştirmemeyi, insanlar, cisimler üzerinden konuşmamayı da öğrenemeyeceğiz.

O yüzden affınıza sığınarak kişisel bir yazı yazıyorum. Ben ünlü biri değilim. Alt tarafı allah belanı versin der geçersiniz. Köşelerinizi, cümlelerinizi kirletmeye değmem. Anlamaz kimse kirletseniz bile, beyhude kürek çekersiniz.

O yüzden affınıza sığınarak kişisel bir yazı yazıyorum.

Çok çirkinsiniz. Kaçtığım aslında çirkinliğiniz. Çirkeflik demiyorum. Mahallenizde boy gösterirken ne yaptığınız beni ilgilendirmiyor. Akşam odanıza çekildiğinizde, yatağınıza uzandığınızda, sadece kendiniz, aklınız ve kalbinizle beraberken, çirkinsiniz. Ya hep ‘ben’ öznesinde cümleler var aklınızda, veya ‘o’ndan kurtulamıyorsunuz. “Açık denizde batan geminin boyasındaki çizikleri” hatırlamıyorsunuz rüyalarınızdan. Gemide kim vardı? Batmadan önce bana ne söyledi? Sadece bunlar hatırladıklarınız.

Oysa batışı geminin sizin sonunuz değil. Hayatın sonu.

O yüzden affınıza sığınarak kişisel bir yazı yazıyorum. Sizden gitmek lazım. Nedeni basit: hayat çok kısa. Verilecek mücadeleler var. Sabır istiyorlar, direnç istiyorlar. Sizse HIV virüsü gibi girdiğiniz organizmanın direncini yok ediyorsunuz. Resmen nezleden ölüyor insanlar.

O yüzden affınıza sığınarak kişisel bir yazı yazıyorum.

Siz kendinizi biliyorsunuz…

Yorum Girin