Pazar Pazar: İstanbul’un ‘Belle-Epoque’u Neye Payidar?


Gündemden zaman bulamadığı için pek de göz önünde olmayan bir gerçekten habersiz sürüyor yaşam Türkiye’de. Aynen ‘son dakika’ haberlerini yabancı haber ajanslarından almamız gibi, İstanbul sanat dünyasında yaşanan patlama (veya balon) da New York Times Pazar Eki sayesinde gündeme düştü bugün.

Suzy Hansen makalesinde okuyucusunu İstanbul’da iki savaş arası Avrupa sanat yaşamına benzerliğiyle öne çıkan modern sanat çevrelerinde bir yolculuğa çıkarıyor. Geleneği olmayan, köklerinden beslenmeyen, Hansen’in dediği gibi bir balon gibi ortaya fırlamış bir şey bu ‘modern sanat’ İstanbul’da. Ağırlıklı olarak 1980’lerde yurtdışına gitmiş sanatçıların İstanbul’un yükselen moda yıldızı yüzünden Türkiye’ye dönmeleriyle hareketlenmiş ve kendi yeraltı dünyasını yaratmış bir gelişme. Aynen iki savaş arası Avrupasında olduğu gibi, hareketli ve gündelik bir yaşam tarzıyla besleniyor. Belki de tek farkı, İstanbul’da birçok sanatçı yaşanan günlerin bir sabun köpüğü gibi olduğunun, yeni bir şehrin moda olmasıyla (mesela Beyrut), bu aktivitenin hızla oraya kayacağının farkında.

Dünyanın ekonomik krizlerle boğuşmaya başladığı son beş yıl içinde Türkiye’de yaşanan gelir grupları arasındaki farkın iyice marjinalleşmesi gerçeği ve yaratılan yeni zengin sınıfların elindeki harcanabilir fazlalık, Batı’da sanat piyasalarının kriz yüzünden daralması ile de birleşerek bu balonu yarattı. Burada Türkiye’ye dönen deneyimli sanatçıların toplumda eksikliği yaşanan gereksinimler hakkındaki bilinci ve bu konudaki çalışmalarını da önemsizleştirmemek lazım.

Hansen,

Görünen o ki, 19. yüzyılda kozmopolit bir hayal şehirden Nobel ödüllü bazar Orhan Pamuk’un sözleriyle 20. yüzyılda ‘soluk, sönük ve Batılı bir şehrin ikinci sınıf taklidi’ne dönüşen İstanbul yeniden doğuş anını yaşıyor. Doğu’nun bu yeni zengin köşesi imkanlarla dolu gibi görünüyor ama Türklerin nasıl bir kültür yaratacağı merak konusu.”

diyor. Türkiye’de sanat çevrelerinin yarattığı alt-kültür Hansen’i şaşırtmış. İstanbul mikrokosmunda yaşanan çelişkiler Hansen’in bu çevrelerde gözlemlediği hayatla birleştiğinde elbette ki şaşırtıcı olması anlaşılır. Neredeyse 80 milyonun yaşadığı ülkede sanat çevrelerinin topluma veya siyasete etkilerinin olmadığını gözlemliyor Hansen.

Bu arada iktidardaki İslamcı ve muhafazakar AKP bir yandan yazar ve gazeteceleri hapse atarken, en azından şimdilik, bu tehditkar sanat çevreleriyle pek uğraşmıyor (İçişleri bakanlığından bir yetkilinin terörün- Kürt terörünün her şekil ve biçimde görülebileceğini, özellikle sanatta gözlemlenebildiğini söyleyen beyanatını ihmel edersek). Geçen yıl düzenlenen, artık Dünya’nın sayılı sanat olaylarından biri olan İstanbul Bienali’nde Emine Erdogan, Başbakan’ın başörtülü eşi bir konuşma bile yaptı. İfade özgürlüğü siyaseten kötü fakat belli ki modern sanat iş dünyası için iyi. Hükümet’in sanat dünyasının patronlarıyla sıkı fıkı olması sanat dünyası için olumlu bir gelişme mi, bunu da zaman gösterecek.”

İstanbul’un kültürel yüzeyselliği de yaşanan bu patlamanın aslında kısa süreli bir baloncuk olabileceğinin diğer bir göstergesi. Vasıf Kortun’un da dediği gibi İstanbul geçen yüzyılda sanat geleneğinin yaratıcıları Rum ve özellikle Ermeniler’den temizlendikten sonra bu açıdan kayıp bir yüzyıl yaşamış bir şehir. Bunun doğal sonucu olarak bugün İstanbul’da yaşanan sanat patlamasını iki tuzak bekliyor: Birincisi sanatçıların form olarak, kendi yaşamlarının veya eğitimlerinin kökeninde yatan Batı sanat formlerını geliştirmeleri ve Türkiye’de, İstanbul’da yaşanan bu çıkış süresince bu formların taklit veya çeşitlemelerini üretmeleri. İkincisi ise, İstanbul sanat pazarının ciddi bir müşteri kesimini oluşturan Avrupa ve Amerika’daki sanat piyasasının taleplerine boyun eğerek yeni bir oryantalist sanata yönelmeleri.

Görünen o ki, her iki eğilim de şu anda İstanbul sanat piyasasına hakim. Eserlerin Sotheby’s benzeri açık artırmalarda gösterdiği başarılar ve fiyat aralıkları da buna bir örnek. Makalede Taner Ceylan’ın Courbet resmi önünde resmettiği başı örtülü kadın eseri bu ikinci eğilime bir örnek olarak veriliyor.

Sonuçta şehirde yaşanan bu plastik baloncuk bir gün patlayacak. Bu süreçte İstanbul’un sanat ortamı ilerisi için bir laboratuar işlevi yapabilecek mi? Modern sanat konusunda girdiği yüz yıllık uykudan uyanabilecek mi Türkiye? Paris’in aydınlanma çağından bu yana Avrupa’da oynadığı rolün benzerini Orta Doğu coğrafyasında yineleyebilecek mi, yoksa bir kez daha sanat Türkiye’de siyasetin ve siyasi açgözlülüğün kurbanı mı olacak? İki “savaş” arası bir çolgınlık olarak mı kalacak İstanbul’un sanan baloncuğu?

Bu soruların yanıtları da aslında şu anda bu patlamayı şekillendiren sanatçıların ve sanat yöneticilerinin kararı olacak. Birikimlerini ve emeklerini bir “art nouveau” yaratma yönünde mi kullanacaklar, yoksa uçup gidecek bir sabun köpüğüne mi sığınacaklar?

Bekleyip göreceğiz.

Yorum Girin