Ergenekon Davasını Kim İtibarsızlaştırıyor?


Saygıdeğer Etyen Mahçupyan T24 Haber sitesine röpörtaj vermiş. Başta “Hrant’ın Arkadaşları” üzerinden gelişen röpörtajda Mahçupyan Hrant’ı Hrant’tan iyi tanıyorum, o sosyalist değildi demeye getiriyor. Ayrıca Ece Temelkuran tartışmasına da yeni boyutlar eklediği röpörtajda Mahçupyan, Temelkuran’ın işten neden ayrıldığını bilmediğini spekülasyon üzerinden mağdur edebiyatı yaptığını söylüyor. Oysa gazete yönetimi yaptığı bir açıklama ile bu “spekülasyonlar”ın gerçekliğini teyit etmiş durumda. Mahçupyan’ın ifadeleri bununla da kalmıyor. Ece Temelkuran’a yünelttiği “ahlaksızlık” ithamını yineleyen Etyen Mahçupyan AKP muhaliflerinin Ergenekon davasını itibarsızlaştırmaya çalıştıklarını ve bu yolla Ergenekon davasına hizmet ettiklerini ima ediyor. Sanıklar mahkeme tarafından beraat bile etseler Ergenekon’un olmadığı kanıtlanamaz gibi ilginç ifadelerde de bulunan akademisyen, Nedim Şener ve Ahmet Şık eleştirilerine devam ettiği bölümlerde (kendisi yapmayınca) Hrant üzerinden siyaset yapmanın ayıp olduğunu söylüyor .

Yukarıdaki paragraftaki saçmalıkların çoğuna Şeyler olarak değinmeyi bile gereksiz buluyoruz. Sadece bir konu var ki AKP yandaşlarının dillerine pelesenk oldu. Bu konu da “Ergenekon davasının itibarsızlaştırılması.” Haksız yere tutuklanan yüz gazeteci, yayıncı, akademisyen  itibarsızlaştırmıyor bu davayı. Bu davayı itibarsızlaştıran İstiklal Mahkemeleri veya Devlet Güvenlik Mahkemesi mantığıyla her muhalifi hapse tıkmaya çalışan AKP hükümeti ve onların güdümlü “Özel” mahkemeleridir. Bu en iyi başta bu davaya destek veren çoğunluğun bugün Mahçupyan ve benzerleri tarafından ulusalcılıkla, darbecilikle suçlanma pahasına bu davanın gidişatına karşı çıkmalarından anlaşılabilir.

AKP’nin konuşan kafalarının tümünün ağız birliği etmişçesine tüm muhalif konuşmaları Ergenekoncu bunlar diye yaftalamasından da…

Şimdi sabrınıza sığınarak sizi röpörtajdaki bazı Etyen Mahçupyan incileriyle baş başa bırakıyoruz:

Çeşitli zamanlarda konuştuğum zaman duygularımı öne alarak konuşabilirim ve o cümlelerden benim ne olduğum çıkmayabilir. Hrant’ın en önemli özelliklerinden birisi, vefa duygusuydu. Eski sol arkadaşlarına da çok büyük bir vefası vardı. Ama bu onu sosyalist yapmıyor. Çünkü kafası değişiyordu.”

 

Hangimiz, kendi başımıza gelen bir şeyi Hrant’ın başına gelenle aynı kaba koyabiliriz? Bu ahlaki bir şey olabilir mi? Bu, entelektüel açıdan kesinlikle ahlaksızlıktır ve Ece Temelkuran ahlaksızlık yapmıştır. Daha ilginç olanı, bir sürü insan bunun ahlaksızlık olduğunun farkında değil.”

 

Bakın, yabancı basına bilerek yazıyorsunuz. Siyaset yapıyorsunuz. Şu anki Ergenekon davası (Temelkuran’ın The Guardian’da yayımlanan yazısındaki)  bu paragrafı hak eden bir dava mıdır? Bir sürü itiraf, bir sürü silah ve belge var. O zaman, mahkeme devam ettiği sürece “iddia” deyin, bu olabilir mi? Eğer mahkeme hepsini beraat ettirse Ergenekon yok mu diyeceğiz? O halde Hrant’ın katli davasında niye mahkemeye rağmen arkada örgüt var diyoruz? Namus diye bir kavram var…”

 

Ama şunu unutmayalım: biz AKP’li değiliz ki! Öte yandan AKP de zaten Hrant’ı ağzına almıyor. Onlar zaten yapabilecekleri kadarını yapıp, bırakmak istediler. Bu işe hiç bulaşmadan kurtulmak istediler, ama olmadı. Dolayısıyla, bu konu bağlamında benim AKP’ye hiçbir sempatim yok. Ama durup dururken AKP’ye “küfür” etmenin veya eleştirmenin de çok fazla anlamı yok.”

 

Ben, AKP’ye baktığım zaman mukayeseli olarak destek veriyorum. Kendimi AKP’li gibi hissetmiyorum, ama destek veriyorum. AKP’den neredeyse en ufak beklentim yok, çünkü Türkiye’nin hamuru belli, yapılabilecekleri belli.

 

AKP, kendini yönetemeyeceği kadar komplike bir aygıtın tepesinde hasbelkader bulmuş bir partidir. AKP’li insanların birçoğunu tanıyorum ve iyi niyetlerinden hiç şüphem yok. Evet, demokrat insanlar değiller ama birdenbire demokrat olmalarını beklemek de doğru değil. Öyle bir beklenti var ki, sanki AKP’nin olumlu tasarrufları normal de, olumsuz olanları garip. Hâlbuki tam tersi doğru… Yani tarihsel arka planı, on yılların mağduriyetini ve dışlanmışlığını düşünürsek, aslında AKP’nin olumlu olarak yaptıklarına şaşıp durmamız lazım. Bu açıdan AKP demokratlaşma potansiyeli olduğu için anlamlıdır. Yoksa demokrat oldukları için değil. AKP’yi eleştirenler ise  demokrat olmadıkları gibi, demokratlaşma eğilimi içinde de değiller..”

 

Laik kesim olarak söylüyorum, azınlık olmamıza rağmen ideolojimiz 90 yıl yönetti. Bunun sorumluluğunu taşırken, İslami kesime farklı bakmak zorundayız. Türkiye bir demokrasi olacaksa, bunun İslami kesimin içine sinmeden olmayacağını, onlara rağmen değil onların içinden gerçekleşeceğini görmek gerek. Dolayısıyla, bizim, laik ve solcu kesim olarak haddimizi bilmemiz lazım.”

(Röpörtaj’ın aslı T24 Haber sitesinde yayınlanmıştır.)

1 Yorum

  1. mehmet ali soner says:

    Bu adamın söylediği her şeyin altına imzamı atarım… Türkiye’deki en parlak zekalardan ve en saf entellektüellerden birisi, saygılarımı sunarım kendisine…

Yorum Girin