Pazar Pazar: Ece Temelkuran, Nuray Mert ve bir Mahçup Adam


Ece Temelkuran bir yazı yazdı The Guardian gazetesine. Her yazı gibi eleştirilebilecek, beğenilecek, sevinilecek yanları olan bir yazı. Ama yazı ile ilgili, içeriğinin dışında iki gerçek vardı:

1. Çok okunan ve gerçekten kamuoyunu yönlendirme gücü olan bir kanalda yayınlanması;

2. Ece Temelkuran tarafından yazılması.

Yazıyla ilgili birkaç not düşmek gerekirse, (İngilizce orijinali buradan okunabilir) Türkiye’deki baskı ortamında fikirlerini özgürce ifade eden gazetecilerin hapse atılmakla işlerinden olmak arasında sıkışmış bir korku ortamında yaşadıklarını, hükümet veya devlete karşı söyleme girenlerin, Hrant Dink, Nedim Şener, Ahmet Şık, Banu Güven ve kendinden verdiği örnekle, ölüm, hapisane veya işsizlik arasında sıkıştıklarını anlatan yazıda, basına karşı girişilen bu baskılara bireysel ve örgütlü direnişi savunuyordu.

Bunun nesi yanlış diyeceksiniz. Yukarıda saydığım iki madde yüzünden liberallerden dincilere, hükümetten maddi çıkarı olan kesimlerden geliri Avrupa’daki Türkiye imajının belli bir aralıkta kalmasına bağlı STK bağnazlarına kadar birçok kesimin Ece Temelkuran linci başladı. Bu linç öyle bir yere vardı ki, ortaya sadece bu kesimlerden onaylı ve sadece bugüne kadar imla hatası dahi yapmamış olanların yazı yazabileceği sonucu çıktı.

Nuray Mert Milliyet’te yayınlanan ‘Aldırma Ece Aldırma‘ başlıklı yazısında şöyle diyor:

Meğer Ece Temelkuran bu ülkedeki kötülüklerin anasıymış!.. Laiklik mitingleri üzerine yazdıkları, sonra Kürtlere verdiği destek, hatta bahçesinde yetiştirdiği domatesler parmaklara dolandı, yetmedi o parmaklar şimdi boğazına dayanıyor. Belli ki, işinden olması yetmedi; hiç sesi çıkmasın isteniyor. Beğenmediklerini ölümüne gammazlayanlar bitti, şimdi ‘sesi kesilsinciler’ çıktı. Eskiden bu işlere tenezzül edenler hiç olmazsa, aydınlar, demokratlar nezdinde ipi pazara çıkmış, itibarsız insanlardı; şimdikiler bir de ‘demokrat’lık taslıyor.”

Nuray Mert bu yazıyı Etyen Mahçupyan’ın ondan bir gün önce Zaman Gazetesi’nde yazdığı ‘Hrant’ın Pazazitleri’ yazısı üzerine yazdı. Mahçupyan o yazıda Hrant’ın adının kullanılması bahanesi altında hükümet karşıtı söylemde bulunanları neredeyse “Türklüğü koruma kanunu” boyutlarına vararak eleştiriyordu:

Sol adına yapılan bu Hrant araçsallaştırması, bir parazit kolonisinin saygı ve dinginliği hak eden bir acının üzerine çullanmasından, onu didikleyerek beslenmesinden başka bir şey değil. Bunun son örneklerinden birini geçenlerde Ece Temelkuran’ın kaleminden okuduk. Guardian’da yayımlanan makale muhtemelen Batılı laikçi çevrelerin zihninde doğal bir karşılık bulmuştur. Ama Türkiye’yi bilen insanlar için, izan eksikliği ile kendine paye verme ihtirasının bu bileşimin herhalde yozlaşma dışında bir tanım hak etme imkânı yok.

……..

Ergenekon’u bir ‘iddia’ olarak sunarak aslında söz konusu ‘kaos yaratma ve darbe zemini oluşturma’ iddiasının gerçek dışı olduğunu ima etmeye çalışıyor. Kısacası Temelkuran, aslında bilinen ulusalcı önermenin içinden konuşuyor ve ideolojik olarak Ergenekon dünyasından pek de uzak olmadığını bizlere hatırlatıyor.”

Mahçupyan’ın ciddiyetsiz teorik hatalarını bir kenara bıraksak bile, Batılı laikçi çevrelerin kimler olduğunu kendisine gerçekten sormamız lazım. Sorun bir insan hakları ve ifade özgürlüğü sorunudur. Buradan bir demokrasi/diktatörlük tartışması da yapılabilir. Ama laiklik? Amaç Ece Temelkuran’ı geçmişte aldığını düşündüğü pozisyonlarla vurmaya çalışarak lince katkıda bulunmak.

Nuray Mert şöyle yazıyor:

Ece’yi ‘parazitler kolonisi’nin son örneği, ‘ahlaksız’, yazdıklarını ‘komik ve zavallı analizler’ diye tanımlamakla kalmamış, ultra-milliyetçi ve Ergenekoncu çevrelere yakınlıkla ve ‘yurtdışında Türkiye’ye ilişkin algıları yönlendirmekle’ itham etmiş. O da yetmemiş, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın gözaltına alındıklarında söylediklerini (‘Hrant için’ ve ‘Dokunan yanar’) kendilerini abartılı bir konuma sokmak olarak değerlendirmekle kalmamış, ‘iç dünyalarının derinliklerindeki zayıflıklara’ bağlamış. Bu ne tahammülsüzlük, bu ne kendini beğenmişlik, bu ne densizlik anlamak mümkün değil!”

Ece Temelkuran linci Türkiye toplumuyla ilgili bir başka gerçeği daha gözler önüne seriyor. Polemiklerimizi, hatta kavgalarımızı hala kavramlar üzerinden yapamıyoruz. Dokunabileceğimiz, üstünkörü birikimimizle gözümüzde büyütüp küçülteceğimiz cisimlere, insanlara, isimlere ihtiyacımız var. Eylemsizlikten göbek bağlamış kendini liberal sananlardan tutun da dindar “vurun kahpeye” çetelerine kadar tüm çevrelerin bir cisme ihtiyacı var. Bugün için düşmanlıklarını Ece Temelkuran üzerinden cisimleştirdikleri ortada. Yarın bir başkası olacak. Fakat bu yaklaşım sürdüğü müddetçe pozitif bir tartışma ortamının veya sonuç verecek bir sürecin başlayamayacağı ortada.

Sonuçta yüz yıldır tekrarladığımız gibi, insanlığa hizmetimiz mutsuz insanlar yaratmaktan öteye geçemeyecek.

Evet, Sayın Etyen Mahçupyan ve benzeri Yeni Akit tetikçi sürüsü; hepiniz Türkiye’de, bu toplumun bir ferdi olarak yaşıyorsunuz. Birgün Ece’den sakındığınız empati ve insanlığa sizin de ihtiyacınız olacağı kesin!

Son sözü Nuray Mert’e bırakalım:

Ama her şeyin bir sınırı var, işi Nedim Şener ve Ahmet Şık’ı ruh hastalığı ile yaftalamak, Ece Temelkuran’ı ultra-milliyetçilik ve Ergenekon ile akrabalık’a vardırırsanız, size söylenebilecek o kadar çok şey var ki! Mahçupyan’ın yazısının Ramazan Akyürek’in terfisine denk gelmesi bile başlı başına bir ilahi tesadüf!

Mesele, sadece demokratlığı kendinden menkul Mahçupyan değil, genelde demokratlık adına estirilen ‘entelektüel terör’, kendine demokrat diyenlerin bu terör ile aralarına mesafe koymasının zamanı geldi de geçiyor. Ayrıca, Mahçupyan, ‘zavallı ve komik analiz’ okumak istiyorlarsa, kendi arşivlerinden daha zengin bir kaynak bulamaz diye düşünüyorum.”

6 Yorum

  1. Kostas says:

    Hrant Dink ve ergenekon konusunda bazı gazetecilerin çok samimi olmadığı, demokrasi, adalet ve haklar mücadelesi yapar gibi gösterip, akp hükümetini devirip, bölücü kemalist ideolojiyi geri getirme özlemi içinde oldukları konusunda Mahçupyan’a katılıyorum. Hrant’ın ve Trapizunta’ki papasın ve Malatya’daki hristiyanların öldürülmesi sonrası katillerin nasıl parmakla islamcıları işaret ettiğini iyi hatırlıyoruz. Ergenekondan tutuklu Nedim Şener ve diğer gazetecilerin masumiyeti konusunda bu kadar emin olmayınız. Katillerin milli kahraman olarak gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz.

  2. Kostas says:

    Ahmet Hakan da bugünkü makalesinde “Diyelim ki, Şener ergenekon çevrelerini savunan bir yazı yazdı. Sırf bu yüzden hapislerde mi çürütülecek bu adam?” diye soruyor. Yazdıkları ile ergenekon örgütünün medya sorumlusu olarak hizmet ediyorsa, gerçek katillerin bulunması konusunda kasıtlı desenformasyon faaliyetinde bulunuyorsa, askeri aklayıp, cemaatin üzerine iftira atmak için kasıtlı bir çaba sarf ediyorsa, hapishanelerde çürüsün tabiki. Efendim uzun tutukluluk süreleriymiş!?! sanki 88 yıldır bu ülkenin zulm gören diğer garibanları daha mı erken tahliye ediliyordu ki, birkaç paşa, birkaç kıçı kırık gazeteci yargılanırken tutukluluk süresi insanlara uzun gelmeye başladı???

    • hacı says:

      Ya bu nasıl bir öfkedir kardeşim, bu nasıl bir yorumdur, ayıp ayıp… Sizi ülkenizin vatandaşlarına bu kadar düşamn kim etti… Cemmati zerre kadar sevmem ama böyle hakaretamiz yorum da yapma, siz nasıl atatürkçülere karşı bu kadar kinlisiniz insan hayret ediyor… ayıptır günahtır, yazıktır… eğer siz okumuş biri iseniz daha da ayıp size…

  3. Kostas says:

    Burada, gerçekten örgütün üyesi olmaktan, örgütün propagandasına hizmet etmekten, örgütün cinayetlerini kasıtlı olarak cemaate yüklemeye çalışmaktan, iftira ile adaleti yönlendirme ve yanıtma suçlarından bahsediyorum. Bunun dışında bir suç olmamakla birlikte, sadece taraf olduğu için yapılan pislikleri gözardı edip, tutuklu zanlılar için, ergenekon örgütü için politik mücadele veren şerefsizler var. Bunlarınki ifade özgürlüğü adı altında tarafgirlik. Bu bir suç değil, ahlaki bir duruş sadece. Sanırım Ece Hanım’ın pozisyonu ikinci grupta değerlendirilmeli…

  4. Kostas says:

    Bu ülkede, cami bombalayıp, solcular yaptı; hristiyanları kesip, dinciler yaptı; köy basıp, teröristler yaptı; atasının selanikteki evine bomba koyup, rumlar yaptı diyen bölücü kemalist ideolojinin basındaki Goebbels’leri hapislerde çürüsün elbette!

  5. Kostas says:

    “Ermeni değiliz, Ne mutlu türküm diyene” pankartlı cumhuriyet mitinglerinin övgücübaşı Ece T.kuranın SAHTE Hrant dink sevgisini mide kaldırmıyor…

Yorum Girin